Kadınların ilk aşk

İnsan ilişkilerinin en temel öğelerinden aşk, cinsellik ve seks ile ilgili merak ettikleriniz; kafanızdaki soruların yanıtları, ilişki tavsiyeleri uzmanların kaleminden Mynet Kadın'da... Kadınların kurmaktan en çok hoşlandığı fantezilerden biri de; tekrar bakire, her şeyden habersiz bir kız olmak ve ilk geceyi tecrübeli, yakışıklı bir erkekle geçirmek. fantezi seks Bu günkü yazımızda İlk Aşk Sözleri ile tekrar birlikteyiz. Konumuz İlk aşk Sözleri ve İlk Aşk Mesajları olarak sizlere İlk Şiirler olarak paylaşım yaptık. Sizlerde sevdiklerinize ve sosyal medyada paylaşabilirsiniz. Bırak yarim sen uzak olma bana. Varsın güzel eller sarmasın beni. Harville Hendrix‘in ilk kez 2005 yılında yayınlanmış bu eseri kişisel gelişim kitabı ve ilişki kitabı olma özelliğine sahiptir. Kitabın konusu tamamıyla aşk ve onun ilişkilere etkisidir. Kitabın amacı insanların daha destekleyici ve daha memnun edici bir ilişki yaşamalarını sağlamaktır. Erkekler Kadınların İlk Aşkı, Kadınlar İse Erkeklerin Son Aşkı Olmak İster! Gizli Üye. Takip Et. Facebook. Twitter. 12 11. İlk aşk en temiz aşktır çünkü genelde küçükken yaşanmıştır. Bir çoğumuz ilk okul zamanında ya da orta okulda aşık olduk demişizdir. Erkekler bu konuda daha cömert davranıp ana okuluna kadar ... Aşk ve Cinsellik Konusunda Merak Ettiğiniz Tüm Detaylar, Uzman Yorumları İle Sağlıklı İlişkilere Sahip Olma Yolları kadin.com'da Meriç Mekik. İyi eğitimli, matrak, kendiyle dibine kadar dalga geçebilen, ultra komplekssiz bir kadın. ‘Ahh Kalbim’ ve ‘Al Sana Aşk!’ kitaplarının yazarı. Bence yazdığı romantik komediler, film ve dizi yapılabilecek kadar iyi. İki kitabının ana karakteri Aylin, Meriç’in ta kendisi aslında. O bir ‘anti-kahraman’. Biraz Bridget Jones aslında. Öyle çok yılan ... Kadınların bir pastaya benzettiği giyim tarzını, sadeleştiren, kadını korseden kurtarıp rahat hareket etme imkanı sunarak modada devrim yaratan, günümüzün de fenomenlerinden biri olan Coco Chanel, ölümünün 38. yılında sinemada iki biyografik filmle yad edildi. Aşk Sözleri. Duvar Yazıları ... Kadınların İlk 10 Seks Fantezisi admin 17 Mayıs 2015 Cinsel Bilgiler. ... Kadınların kurmaktan en çok hoşlandığı fantezilerden biri de; tekrar bakire, her şeyden habersiz bir kız olmak ve ilk geceyi tecrübeli, yakışıklı bir erkekle geçirmek. Çalışmalar kadınların ilk hamleyi yaparlarsa bir erkeğe kıyasla cevap alma olasılıklarının 2,5 kat daha fazla olduğunu gösteriyor.

GRRM - 2012 Söyleşileri

2020.07.29 15:25 griljedi GRRM - 2012 Söyleşileri

  1. Şu ana kadar yayımlanan kitaplara eklediğiniz ve okuyucunun bulmasını umduğunuz ama bulamadığı şeyler var mı? Yahut çok az kişinin gördüğü?
Hayranların şu ana kadar her şeyi öğrendiğini düşünüyorum. İnsanlar düşüncelerini internette, bloglarda yazıyor. En anlaşılmaz, ücra ipuçları bile kısa sürede bulunuyor ve dikkat çekiliyor.
  1. Valyria’yı görecek miyiz?
Kıyamet öncesi mi şimdiki halini mi? Belki.
  1. Cevaplanmamış ama Kış Rüzgarlarında cevaplanacak üç soru söyler misiniz?
Söyleyebilirim ama söylemeyeceğim.
  1. Bronn’un hikayesi bitti mi?
Bronn’un hala bir rolü var, kesinlikle geri dönecek.
  1. Başlangıçta onlara vereceğiniz yolu ertelediğiniz veya yoldan saptırdığınız bir karakter var mı? Varsa, kim?
Hayır, var diyemem. Bazı durumlarda kronolojiler başlangıçta istediğimden farklı ama tüm karakterlerin hikayeleri aynı devam devam ediyor.
  1. Demiradamlar kuzeye saldırmamış ve Kızıl Düğün gerçekleşmemiş olsaydı Kuzey ve Nehirtoprakları bağımsız kalmaya devam edebilir miydi?
Kuzey olabilir ama Nehirtoprakları daha sorunlu. Gerçek doğal sınırlar olmadan, nehirtoprakları her taraftan saldırılara karşı savunmasızdır, bu yüzden tarihleri kan ve kargaşa ile dolu.
  1. Hayranların bulduğu ama sizin o amaçla yazmaya niyetlenmediğiniz en büyük kırmızı ringa balığı (yem) nedir?
Bu söylemek olurdu ama hayranlar, ufacık bir şeyden bile kuram çıkarıyorlar. Zaman zaman bunları bana e-posta atıyorlar.
- Dothraki aslında bir dizi bozkır ve ova kültürünün bir karışımı olarak tasarlandı ... Moğollar ve Hunlar, kesinlikle, ama aynı zamanda Alans, Sioux, Cheyenne ve çeşitli diğer Amerikan kabilelerinin ... saf bir fantazi ile terbiyeli hali. Araplara veya Türklere - orijinal olarak bozkırların atlıları olması haricinde- herhangi bir benzerlik tesadüfidir (bu emmiye biri Hunların da Türk olduğunu söylesin. Neyse). Bununla birlikte, genel olarak, tarihten ilham alırken, ister bireylerden isterse tüm kültürlerden olsun, doğrudan bire bir nakillerden kaçınmaya çalışırım. Robert'ın VIII. Henry veya Edward IV olduğunu söylemek nasıl doğru değilse, Dothrakilerin de Moğol olduğunu söylemek doğru olmaz.
- GRRM; “Ejderhaların Dansı sonunda pek çok uçurum vardı, 6. kitapta bunları çok erken çözeceğim. Kitabı inşa ettiğim iki büyük savaşla açacağım; Buz Savaşı ve Meereen-Köle Körfezi Savaşı ve sonra oradan alıp devam edeceğim.”
- Ned ve Robb’un ölümü... Bu iki karakterin sonunu en başından beri biliyor muydunuz yoksa zaman içinde mi karar verdiniz?
Neredeyse en başından beri biliyordum. Hikayenin büyük vuruşlarını biliyorum; ana karakterlerden kim ölecek, kim yaşayacak... hepsini. Yazım sırasında keşfettiğim çok ayrıntı var, küçük karakterler gibi... Yani ana karakter altı arkadaşıyla bir savaşa girecekse altı arkadaşın hepsine de ne olacağını bilmiyorum, buna yazarken karar veriyorum ama büyük oyuncular, büyük hayatlar ve hayat değiştiren büyük olayları en başından beri planlı.
- Bir çok kişi Jon’u öldürdüğünüzü düşünüyor. Geçmişte Starklara çok kötü şeyler yaptınız ama içimden bir ses Jon hayatta kaldı diyor. Bu konuda yorum yapmak ister misiniz?
[Güler] Bu konuda yorum yapmayacağım.
- Jon, Lord Kumdandan olarak resimden etkili bir şekilde çıkmış olsa da - yaşıyor olsa bile, Sur’un o kış geldiğinde Ötekileri geri tutma şansını sevdiğimden emin değilim. Kış Rüzgarları'nda Sur’un güneyine doğru hareket ettiklerini göreceğimizi varsayabilir miyiz?
Çok fazla şey söylemek istemiyorum ama Kış Rüzgarlarında kesinlikle daha fazla Öteki göreceksiniz.
- Kargaların Ziyafeti ve Ejderhalarla Dansta bölüm başlıkları olarak Kraliçe'nin Eli veya Demir Talip gibi etiketleri kullanmaya başladın, daha önceki ciltlerde ise her zaman Jon veya Ned ya da Arya idi. Bu kimlik sorunlarını keşfetmenin bir yolu mu? Özellikle Arya ve Sansa ve Theon ile tüm kimlikleri değişiyor gibi görünüyor.
Evet, tam olarak amacım bu. Bu kitaplarda birçok kimlik saldırı altında.
- Ortaya çıkan bir diğer tema da – her yerde var ancak ancak Ejderhalarla Dansa son pov’da daha da netleşiyor - taht oyununda oyuncu olduklarını düşünen karakterlerin piyonlardan daha sık olması. Gerçek güç gölgelerdedir. Bu fikri en başından itibaren keşfetmek istediniz mi yoksa hikaye geliştikçe mi ortaya çıktı?
Hangi durumdan bahsettiğinize bağlı. Bu seriye 1991 yılında ilk başladığımda, ne olduğunu gerçekten bilmiyordum. A Game of Thrones'a geldiğimde, ana temaların ne olacağını biliyordum ve bu kesinlikle onlardan biri. Gücün doğası ve gücün kullanımı ve insanların iktidara gelmesi için neler yaptıklarını - ele aldığım en önemli şeylerden bazıları.
Varys’ın 2. kitapta sorduğu kral, rahip, savaşçı bilmecesi buna hitap ediyor. Kim kime itaat ediyor? Asıl güç kimde? Asıl soru bu.
- GRRM, Tyrion karakterini, 1981 yılında Lisa Tuttle ile yazdığı Windhaven isimli kitaptaki bir cümleden ilham aldı; “Bir cüce var, gördüğüm en çirkin adam ama ayrıca en zekisi.”
- GE: Tyrion ve Daenerys, serinin en ünlü iki karakteri...
En popüler iki karakterden biri, ancak bence evrensel olarak en popüler olan ikisi Jon Snow ve Arya. Her karakterin hayranları ve büyük bir iltifat olarak aldığım aleyhte sözler var. Gerçek insanlar hakkında böyle hissederiz; bir kişi onları sever, başka bir kişi onlar tarafından tahrik olur ve başka bir kişi onların sahte olduğunu düşünür. Kurgusal bir karakter yaratıyorsanız ve herkes karakteri seviyorsa veya karakterden nefret ediyorsa, muhtemelen bir karton parçası yaratmış olursunuz.
- GRRM, Kargaların Ziyafeti’nde Brienne’nin asılırken yaptığı seçimin “kılıç” olduğunu doğruladı ve bunu küçük Payne’i kurtarmak için yaptığını da... Yani Podric Payne, hala hayatta.
- Karakterleriniz arasında bir seyahat arkadaşı seçmeniz gerekse kimi seçerdiniz?
Hedefe ve ne yapmak istediğime göre değişir. Eğer sadece gezi, manzara, farklı yerleri görmekle ilgiliyse Tyrion’u yanıma alırdım; asit yorumları (iğneliyici demek istiyor sanırım, söyleşi ispanyolcaydı, ben de otomatik sayfa çevirici kullandım) belli zamanlarda çok iyi olurdu. Daha romantik bir kaçış olacaksa da Daenerys’i alırdım çünkü eğlenceli olmasının yanı sıra çok güzel bir kadın.
- Kim daha seksi? Hayalinizdeki Daenerys mi yoksa Emillia mı?
Gerçek şu ki Emillia çok seksi ama farklılar. Benim için seçmesi zor çünkü ikisini de çok seksi görüyorum. Emillia düşündüğüm karakterin daha yaşlı bir hali. Kitaptaki Dany, cinsellik dünyasına girmiş bir genç kız ile küçük bir kız olma arasında değişiyor. Bazen bir kraliçecilik oynayan bir kız gibi davranırken, bazen de her açıdan tamamen işlevsel bir yetişkin gibi davranır. 23 yaşındaki Emillia 17 yaşında olması gereken (aslında 16) bir karakteri canlandırıyor.
- Westeros’ta ailelerin çok fazla çocuğu var, onları rahatça öldürebilmek için mi? Karakterleri öldürmeyi seviyor musunuz?
Bunu sevmiyorum ama bazen bunu komplo ihtiyaçlarıyla yapmak zorunda kalıyorum. Buna ek olarak ilham aldığım dönem Orta Çağ; o dönemlerde ailelerin şimdikilerden daha fazla çocukları olurdu çünkü kadınlar da çocuklar da sık sık doğumda ölürdü hatta çocuklarınızın ileride fazla yaşamayabileceğinizi bilirisiniz; kimisi erken yaşta kimisi biraz daha ileri yaşta ölürdü. Bu yüzden o dönemlerde çok çocuk olurdu. Ben de, her ne kadar bu bir fantezi de olsa, işime bunu yansıtmaya çalışıyorum, o dönemin şartlarına sadık kalmaya çabalıyorum.
- Yedinci kitabın ismi Kurtların Zamanıydı, bunu neden değiştidiniz?
Bu geçici bir başlıktı; bir isim seçmem istendi ve benim de aklıma ilk Kurtların Çağı ya da Kurtların Zamanı geldi ama hiçbir zaman sevmedim. Bir Bahar Rüyası daha iyi bir başlık.
- Ormanın Çocukları ile Ötekiler arasında göründüğünden daha yakın bir ilişki var mı?
Olabilir, olabilir. Hikaye devam ettikçe gelişecek bir konu, bu yüzden şu an bir şey söylemem (kendi de bilmiyor :D ).
- Jon Arryn’nın ölümünün LF ve Lysa eliyle olduğunu öğrendik, peki Sör Hugh’un ölüm emrini kim verdi? Cersei mi? LF mi?
İkisi de olabilir, kararınıza göre... Ancak bu, sadece bir Gregor olayı olabilir de. O cani ve acımasız biri, birini öldürmek için gerçek bir nedene ihtiyacı yok.
- Doran ve Mellario’un tartışma sebebi çocuklarını uzaklaştırma meselesi yüzünden ise Mellario neden Dorne’u terk etti? (Herkesin merak ettiği bir soru.)
İyi bir evlilik değildi. Yeni ve egzotik bir şeyin cazibesi nedeniyle evlendiler. Bazen cazibe en az beklediğiniz zaman olur. Uzak bir ülkenin prensi idi ve o da hayat dolu, çok çekici, çok farklı bir kültürden gelen bir kadın gibi görünüyordu. Dorne'a geldiğinde, Norvos'tan farklı olan, özellikle de çocukların başkalarına himaye edilmesiyle ilgili geleneklerin olduğunu görür. Bu ne siyasi bir evlilik, ne de büyülü bir evlilikti, sadece insan doğasının bir örneğiydi. Bazen ilişkiler iyi bir temel üzerinde başlar: tanışırsınız, büyük bir cinsel cazibe vardır, bir ilişki kurarsınız, evlenirsiniz ... ve sonra dört veya beş yıl içinde gerçekten ortak bir şeyinizin olmadığını fark edersiniz. Bir hata yaptınız ve yedi krallıktaki gibi boşanmanın yaygın olmadığı bir toplumda kolay çözümü olmayan bir durumdasınız... Bu sadece başarısız olan politik bir evlilik örneği değil, ayrıca aşk evliliklerinin bile başarısız olabileceğinin bir örneğidir.
Bazen Yedi Krallık'taki politik evlilikleri iyi gelir ve aşk için olan evlilikler iyi olmaz. Bazen bir çift birbirini sever ve sonra bir noktada sevmezler. Şehvetten gülüşmeler başka bir şeyden de gelişmeyen evlilikler vardır. İşlerin iyi gideceğine dair bir garanti yoktur ve bunun sonucu, hayal kırıklıklarının gelişmesi ve her insanın kendi yolunda gitmesi için yabancılaşmanızdır. Bu konuda Mellario'dan bir miktar acı var çünkü Dorne Prensi olarak Doran çocuklarıyla birlikte kalabildi ve Mellario, onları terk etmek zorunda kaldı (anladığım kadarıyla Doran, kadının çocukları alıp gitmesine izin vermemiş).
- Kitaplarda, krakenleri derinlerden uyandırabilecek bir boru hakkında hikaye var. Hiç kraken görecek miyiz?
Mümkün soruya şaşırmış görünür
- Ölü ulukurt ve yavrular hakkında... Bunlar eski ilahlardan bir hediye mi yoksa Bloodraven’dan mı? Bazıları ölü kurdun boğazına takılan geyik boynuzunu bir fs olarak görüp Stark-Baratheon çatışmasına işaret kabul ediyor.
Dostum, bu okuyucuların anlaması gereken bir şey. Eğer orada dikkatlice ince bir şekilde çalıştığım bir sembolse, bunun nedeni insanları düşündürmek için fikir verici olmaya çalışıyorum. Eğer görürseniz ve merak etmeye başlarsanız, bu bilerek yapılmıştır. Ama "Bu bir sembol! Bu bir sembol!" diye bağırmayacağım. Her okuyucu kendi okumalı ve sembollerin ne olduğuna ve ne anlama geldiğine kendileri karar vermelidir. Bu, karmaşık bir sanat eserinde yaptığınız işin bir parçasıdır, kasıtlı olarak yapılandırılmış ve nispeten belirsiz olan bir şey, böylece her okuyucu kendi sonuçlarını çıkarabilir.
- Jaqen, Kızıl Tanrı'ya ve başka yerlerde ateş tanrısına atıfta bulunur. R'hllor'dan mı bahsediyor? Arya'nın Yüzsüz Adamlar tarafından eğitildiğini gördüğümüzde, R'hllor onlar için özellikle önemli görünmüyor.
George bir an düşünür Eh, Jaqen’ın onu ne zaman andığına dikkat et; yakın zamanda neredeyse yanıyordu.
- İsyan sırasında neden Davos, Stannis’e yardım etti?
George güler Çünkü soğanı vardı! Ve kendi kendine şöyle düşündü: "Bunları en iyi fiyata nereden satabilirim? Onları King's Landing'e götürürsem bana soğan bedelini ödeyecekler ama onları açlık çeken insanlara götürürsem kesinlikle daha iyi ödeyecekler. "
- Varys ve Illyrio, Prens Doran ve Sör Willem Darry'nin yapmış olduğu nişan sözleşmesinin farkında mıydı? Ve neden Darry veya birisi Viserys'e ölümünden önce bu anlaşmayı söylemedi?
İlk soruya: hayır. İkincisi ise, Viserys karar verildiğinde olgunlaşmamış bir çocuktu ve bu bilgiye hazır değildi.
- Arthur Dayne, asil ve cesur bir şövalye olarak tanıtıldı. Jaime bile dehşete düşerken o nasıl Aerys’in acımasızlıklarını destekleyebildi?
Okumaya devam edin.
- İlk Daenerys, Daemon Blackfyre ve Dorne prensi arasındaki ilişkide neler olduğunu anlatır mısınız?
Daemon ve Daenerys'in aşık olmasına rağmen, kardeşi kral Daeron, sevgi meselelerinden daha çok devlet meseleleriyle ilgiliydi. Dorne ile uzun yıllar mücadele etmiş ve Yedi Krallığa taciz etmelerini engelleyemedikleri gibi onları Yedi Krallığa katamamıştı. Şiddetin başarısız olduğu yerde, belki de evliliğin düşmanlığa son verebileceğini fark etti ve böylece kız kardeşini Dorne prensi ile ittifak kurmak için kullandı. Bu politik bir evlilik, saf ve basit, Dorne ve Yedi Krallık arasında birliği garanti etmek için uygun bir evlilik. Ayrıca, kız kardeşini ki kendisiyle birkaç çatışması olmuş ve bir çok insanın tahtın gerçek sahibi olarak gördüğü piç erkek kardeşi yerine, Dorne prensine vermeyi tercih etti. Bu da Daemon’u ilk Blackfyre Taliplisi olmasına iten bardağı taşıran son damlaydı.
- Ejderhalarla Dansta, Brandon Stark’ın da Robert gibi kadınlara olan ilgisi hakkında daha fazla şey öğreniyoruz. Brandon'ın da piçleri var mıydı?
Brandon'ın çocuk sahibi olmadan önce öldüğünü söylemek abartı olurdu. Kitaplarda bakire olmadığı tespit edilmiştir. Ziyaret ettiği çeşitli yerlerde küçük snowlar bırakmış olabilir ama kesinlikle açık olan, meşru çocukları olmadığıdır.
- Meereen Düğümünün nasıl vuku bulduğunu artık biliyoruz. Asıl sorun neydi? Örneğin, Dany'nin çeşitli karakterlerle tanışma sırası mıydı, yoksa ejderhaları kim, ne zaman ve nasıl almaya çalışacağı mıydı?
Şimdi bir şeyler açıklayabilirim. Pek çok, birçok faktörün bir birleşimiydi: Xaro'dan Dany gemilerini vermek için teklifle başlayalım, reddedilmesi daha sonra Qarth'ın savaş ilanına yol açacaktır. Sonra şehri sakinleştirmek için Daenerys'in evliliği var. Sonra Yunkai ordusunun Meereen kapılarına gelişi var, çeşitli insanların yoluna çıkma sırası var (Tyrion, Quentyn, Victarion, Aegon, Marwyn, vb.) Ve sonra Daario var, bu tehlikeli kiralık kılıç ve Dany'nin onu gerçekten isteyip istemediğine dair bir soru var; salgın var, Drogon'un Meereen'e dönüşü var ...
Bütün bunlar havaya fırlattığım toplardı ve hepsi bağlantılı ve kronolojik olarak iç içe geçmişti. Drogon'un şehre dönüşü, farklı zamanlarda olduğunu keşfettiğim bir şeydi. Örneğin, Quentyn'in Meereen'e gelişinin üç farklı versiyonunu yazdım: biri Dany'nin evliliğinden çok önce geldi, biri daha sonra geldi ve diğeri evlilikten sadece bir gün önce geldi romanda olan da bu Ve bu farklı varış noktalarının diğer karakterlerin hikayelerini nasıl etkilediğini karşılaştırmak ve görmek için üç versiyonu da yazmak zorunda kaldım. Henüz gelmemiş bir karakterin hikayesi de dahil (Sonra da GRRM neden kitapları bitiremiyor, diyoruz :P ).
- Melisandre neden Stannis'i aradı? Onu alevlerinde gördü ve kendi başına aramaya mı karar verdi yoksa kırmızı rahipler adına bir göreve mi başladı? Rahipler tarafından gönderilen Moqorro ile karşılaştırdığınızda, sanki ikincisi gibi görünmüyor.
Haklısın, Melisandre kendi karar verdi, onun kendi gündemi var.
- Ejderha Kayası temelde volkanik bir ada ve bu nedenle, mağaralarına ne kadar derine girerseniz, o kadar sıcak olur ... ama derinliklerinde bu ısıya neden olan eski Valyri büyüsü olabilir mi?
Ejderha Kayası kalesinin nasıl inşa edildiğine ve bazı yapılarında taşın bir şekilde sihirle nasıl şekillendiğine bakarsanız ... evet, hala Valyria büyüsünün mevcut olduğunu söylemek mümkündür( Targların buradaki büyü yüzünden hastalanmadığı, ayrıldıkları için hastalanmaya başladıkları kuramım daha bir güçlendi :) ).
- Neredeyse her zaman birbirleriyle müttefik olmak isteyen aileler arasında evlilikler görüyoruz. Bu bağlam göz önüne alındığında, Tywin Lannister'in evliliğinin ilk kuzenle olması tuhaf görünüyordu ve hatta Tywin'in ne kadar pragmatik ve hırslı olduğunu düşündüğünüzde daha da tuhaf görünüyordu. Yoksa gerçekten bir aşk evliliği miydi?
Aşk olabilir ama ailenin kanını güçlendirmek için başka bir açık sebep var. Targaryenlar bu politikanın en uç örneğidir: sadece kanın saflığını korumak için aile içinde evlenirler ve böylece taht veya ailenin yönetimi için birkaç aday bulundurma probleminden kaçınırsınız. Beş erkek kardeşiniz varsa ve her birinin birkaç çocuğu varsa iki veya üç nesilden sonra kendinizi otuz potansiyel mirasçı ile bulabilirsiniz: Lannister veya Frey adında otuz kişi olabilir ve bu da çatışma üretir çünkü hepsi taht için kalıtsal kavgalara katılacaklar. Güller Savaşı'nın kaynağı budur; Taht için fazla aday, hepsi Edward III'ün torunları. Beş oğlunuz varsa ve bu tür bir problemden kaçınmak istiyorsanız, belki de en büyük oğlunun ilk doğan kızını üçüncü oğlunun çocuğuyla evlenmek o kadar da kötü bir fikir değildir; kavgalardan kaçınırsınız ve kan birleşik kalır, belki de Tywin'in evliliğinin amacı buydu. Belki Lord Tytos'un fikriydi hatta Tywin'in büyükbabasının fikri bile, evlilik ittifakının tam olarak hangi saatte yapıldığına göre...ancak notlarımı kontrol etmem gerekir çünkü hatırlayamıyorum.
- Valyria’yı görme şansımız var mı?
Belki ama kesin değil. Asıl soru geçmişteki mi yoksa şimdiki mi? (yukarıda vardı bu soru, evet. Kasıtlı tekrar ekledim çünkü adamın kafasındakini çözmeye çalışıyorum ama daha çözemedim. :D)
- Jaime, Diyar’ın tarihindeki en iyi kılıç ustalarından biri. Ned harika bir kılıç ustası denemez, daha çok yetkin bir kılıç ustası demek daha doğru olur, onun yeteneği başka yerde yatıyor. O daha çok iyi bir komutandır(ağabeyi iyi bir kılıç ustası).
(Bundan sonra yine bir İspanyolca çevirisi var ve yine oto sayfa çevirisi kullandım. Malum bu dili bilmediğim için olduğu kadar; çoğu genelde iyi çeviri görünüyor ama kelimelerde anlamsız kaçan noktalar vs. olabilir. Çok karmaşık, devrik olan; çeviriden emin olmadıklarımı çıkartıyorum yazıdan çünkü tamamen yanlış bir bilgi de verilmiş olunabilir, emin olamam.)
- İlk kitaplardan herhangi bir şey değiştirmek ister misiniz?
Ahm ... Bekle ... Neyi değiştirmek isterdim? Tyrion Lannister'ın ilk tanıtıldığı sahneyi değiştirmek isteyebilirim;Tyrion'un bir kapının tepesinden atladığı sahne; bu mümkün değil. O zamana kadar, böyle durumu olan insanlar hakkında çok az referansım vardı ve daha sonra fiziksel zorlukları hakkında daha geniş detaylar öğrendim. Yani bu değiştireceğim şeylerden biri.
- Dördüncü kitaptan, 'Peygamber' veya 'Kraken'in Kızı' gibi takma adlarla bazı bölümleri açığa çıkardınız. Bunu neden yapıyorsun?
Eh ... [Gizemli bir gülümsemeyle uzun zamandır düşünüyor] Bence en iyi bilim kurgu ve fantezi yazarlarından Gene Wolfe'yi tanıyor musunuz bilmiyorum.Eserleri bulmaca ve gizemlerle dolu ve söylediklerine çok dikkat etmeniz gerekiyor.Bir gün ona sorduğumu hatırlıyorum: “Bunu neden kullanıyorsun? Bunun ötesinde daha derin bir neden var mı? ”Ve başlangıçta hiçbir şey söylemedi. Sadece ironik bir şekilde gülümsedi ve bana dedi ki: “Bunun ne anlama geldiğini düşünüyorsun?” Ve ona teorilerimi söyledim.Sonra şöyle cevap verdi: “İlginç…” [Gülüyor].Benden kurtulmak istediğin tek şey bu, ama bunun bir kaza olmadığını söylemeliyim [Gülüyor].
- 2012 yılında 400 sayfasını yazmış kitabın ama ancak 200 tanesi tam manası ile bitmiş (son gözden geçirmelerle yani). Bu durumda şimdi sona gelmiştir inşallah. :)
- Kitabın sonunda herkesi memnun etmeyeceğini biliyorsun, değil mi?
Tabii ki bazı hayranlarımı hayal kırıklığına uğratacağım çünkü nihayet tahta çıkacaklar hakkında teoriler yapıyorlar: kim yaşayacak, kim ölecek… ve hatta romantik eşleşmeleri hayal ediyorlar ama bu fenomeni Rick Nelson'ın sözlerini tekrarlayarak yaşadım: “Kimseyi memnun edemezsin, bu yüzden kendini memnun etmelisin”. Bu yüzden son iki kitabı yapabildiğim kadar iyi yazacağım ve okurlarımın büyük çoğunluğunun bundan memnun olacağını düşünüyorum. Herkesi memnun etmeye çalışmak korkunç bir hatadır; Ben okuyucularınızı kızdırmanız gerektiğini söylemiyorum ama sanat bir demokrasi değildir ve asla bir demokrasi olmamalıdır. Bu benim hikayem ve rahatsız olan insanlar dışarı çıkmalı ve kendi hikayelerini yazmalı; okumak istedikleri hikayeleri.
- Hayran forumlarından uzak durmaya çalıştığını çünkü insanların olanları tahmin ettiğinde hikayeyi değiştirme güdüsü devreye giriyor ama onca ipucunu verdikten sonra bunu yapmanın doğru olmayacağını ve bunun hikayeyi de mahvedeceğini bildiğinden bakmamak en iyi seçenek. “Kitabı o kadar ipucuyla doldurduktan sonra değiştirmek beni yalancı yapar, ben yalancı değilim” diyor(Ama karısı giriyormuş forumlara :P ).
- Sen kötü bir yazarsın çünkü birçok ana karakteri öldürüyorsun. Bununla nasıl başa çıkıyorsunuz?
Şey… Okuyucularımın okuduklarına duygusal olarak katılmalarını istiyorum. Uzaktan okumayı sevmiyorum ve onların gerçekten dahil olmalarını istiyorum ve eğer korkunç şeyler olacaksa; Korkmalarını istiyorum. Bunu yapmanın ötesinde herkesin ölebileceğini belirtmek istiyorum. Benimki, kahramanın güvende olduğunu bildiğiniz, diğerleri gibi tahmin edilebilir bir kitap değil. Kahramanın ne kadar sorun yaşarsa yaşasın, karşılaştığı ihtimaller; o gelecek, çünkü o ... o John Carter, o kahraman. Gerçek hayatta böyle değil ve kitaplarımda gerçekçi olmak istiyorum, bu yüzden kimse kitaplarda güvende değil. Bir yazar olarak amacım her zaman güçlü bir kurgu hikayesi yaratmaktı. Okuyucularımın kitaplarımı ve rahat bir koltukta otururken geçirdikleri harika zamanı hatırlamalarını istiyorum.
- Ama Buz ve Ateşin Şarkısı'nın kahramanı kim ?
Bilmiyorum. Herkes kendi hikayesinin kahramanı ... ve bir düzineden fazla bakış açısı karakterim var ve hepsi kahraman …
- Kitaplarınızın bir başka ilginç yanı da bize Kızıl Tanrının alevleri, Yüce Yürek Hayaleti'nin sözleri veya Ölümsüz Evi'nin vizyonları aracılığıyla birçok ipucu vermenizdir…
-Güler- Onlar spoiler mı? Onların ne demek istediğini anlamak için çok dikkatli bir şekilde bakmanız gerekir. Hepsi de göründüğü gibi değil. Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.”
- Elbette bize yardım etmek için verdiğiniz tüm kehanetlere rağmen hikaye çok öngörülemez …
Kehanetler, kabzasız kılıca benzer, çok dikkatli tutmak gerekir.” diyor ve kehanet işinin kitaba ilginçlik katacağına ama çok belirgin bir mana ile yahut çok kolay anlaşılır şekilde bunu yapmak istemeyeceğinden bahsediyor. Kehanet için Güller Savaşında yaşamış bir lordu örnek veriyor. Beyaz Kule’nin altında öleceğine dair bir kehanet duymuş ve ondan sonra o kuleye bir daha yaklaşmamış; savaşta öldürülüyor ve öldüğü yer de o kulenin resminin olduğu yerdir. “Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.” diye bitiriyor. “Kehanetler beklenmedik şekillerde gerçekleşir. Onlardan ne kadar kaçınmaya çalışırsanız, onları o kadar çok gerçeğe dönüştürürsünüz ve ben bununla biraz eğlenirim.”
- Yani her zaman beklentilerimizi hayal kırıklığına uğratmak istiyorsun, değil mi?
Evet, her zaman niyetim buydu: okuyucunun beklentileri ile oynamak. Bir yazar olmadan önce çok iddialı bir okuyucuydum ve hala öyleyim ve çok öngörülebilir grafikleri olan çok sayıda kitap okudum. Bir okuyucu olarak aradığım şey beni memnun eden ve şaşırtan bir kitap. Ne olacağını bilmek istemiyorum. Benim için hikaye anlatımının özü bu ve bu nedenle okuyucularımın artan ateşle sayfaları çevirmelerini istiyorum: sonra ne olacağını bilmek. Çoğunlukla fantezi türünde, kahramana sahip olduğunuz ve o seçilmiş olan birçok beklentisi var ve her zaman onun kaderi tarafından korunuyor. Kitaplarım için istemedim.
- Serinin ismi neden Buz ve Ateşin Şarkısı? Sur ve ejderhalar ve ötesi için mi?
Bu bariz bir şey ama evet, bundan fazlası var. İnsanlar Robert F.’in şiirinden etkilendiğimi söylüyor, doğru. Ateş aşk, tutku, cinsel şevk ve diğer şeylerdir. Buz ihanet, intikam ve buz… biliyorsun, insaniyetsiz bir soğukluk ve kitaptaki diğer şeyler.
- Bana biraz kadın karakterleri hakkında konuş, çünkü onlar çok çeşitli ... Lady Catelyn, Kraliçe Cersei, Asha Greyjoy, Melisandre, Tarth Brienne ...
Şey ... Farklı olmalılar çünkü farklı yaşam deneyimleri olan farklı kadınlar. Tüm kadınların aynı olduğuna inanmıyorum, erkeklerin hepsi aynı değil. Bence “tüm kadınlar… boş olanı dolduruyor” gibi yaptığınız herhangi bir ifade yanlıştır. Bu tür genellemeler sizi her zaman sıkıntıya sokar, bu yüzden kadın karakterlerimi Westeros'un Yedi Krallığı gibi cinsiyetçi ve ataerkil bir toplumda bile büyük çeşitlilikte sunmak istedim. Kadınlar farklı roller ve farklı kişilikler bulabilirler, bu yüzden farklı yeteneklere sahip kadınlar bir toplumda kim olduklarına göre çalışmak için yollar bulabilirler.
- GRRM savaş karşıtı biri ama “mutlak pasifist” biri kesinlikle değil.
submitted by griljedi to asoiaf_tr [link] [comments]


2020.07.21 02:45 Trojaner Turkish Copypasta

bana ilişki içinde ve özellikle son 1 senede uyguladığın duygusal , cinsel istismar ve duygusal şiddetten ve onun sonucunda anksiyete bozukluğu, major depresyon, cinsel bozukluk, panik atak krizleri ve intihar teşebbüslerinden bahsedeceğim öykü
28 yaşındayım ve "senin yaşadıklarının %10unu yaşasam şimdiye ölmüş olurdum" dediğin bir hayat yaşadım. bu yaşa kadar psikolog ve psikyatriste gitmedim (sağlık raporları dışında) ilaç kullanmadım, hele ki panik atak ve anksiyete gibi şeylere dünyada en uzak insanlardan biriydim
her gün büyük acılar çekiyorum, yemek yeme , uyuma gibi temel işlevleri bile gerçekleştiremiyorum, her gün ölmeyi düşlüyorum. aileme ne durumda olduğumu sorabilirsin. bunun yegane sebebi ilişki içi uyguladığın sistemli istismar ve duygusal-psikolojik şiddet. hepsini açıklayacağım
gördüğün gibi duygusal şiddet ve istismarın tüm belirtilerini taşıyorum. hayatımda ilk kez geçen sene seninle tartışırken panik atak krizine girdim ve kaldırıma yığıldım. 1 ay kadar önce yine tartışmamızda balkona yığıldım ve panik atak geçirdim. o günden sonra sürekli oldu
ve erasmusta muharremle olduğun gece intihar ettim. bileklerimi kestim. anlık müthiş bir ölme isteğiydi. hani etta james tarzı şarkılardaki gibi. i'd rather go blind gibi. bunu yaşamak, daha doğrusu yaşatmandansa ölmeyi tercih ederdim. şimdi istismarını anlatacağım
öncelikle istismar nediri göstermek istiyorum. önce bana uyguladığın istismarın bendeki psikolojik raporlarını gösterdim. sonra istismarın sonuçlarıyla eşleşmesini ve şimdi de istismarın tanımı görmeni istiyorum ki, itiraz edebilecek bir noktan ve yüzün olmasın
ilk ve en büyük istismarından bahsedeceğim. biraz geçmişe gitmek istiyorum. 7 yıl öncesi bana attığın mesaj. bu 7 yılın büyük bir kısmında iletişimdeyiz. 6 YILDIR HAYATINDAYIM. tekrar konuşmaya başladığımızda 24 yaşındayım, sen ise 17-18
öncesinde abi-kardeş olarak devam eden ilişkimize arkadaşlık da ekleniyor. ve bana karşı duygusal-romantik bir sevgi duyduğunun farkındayım ama görmezden geliyorum. ve biraz da hayranlık duyuyorsun. seninle konuşmaktan hoşlanıyorum, hatta senden ama bu sevgiyi istemiyorum
hatırlarsın o dönemler artık seçici olmamam gerek, çok muhteşem bir sevgiyi beklememin sağlıklı olmayacağını düşünüyorum, sadece hoşlandığım birileriyle sağlıklı bir ilişki yaşamamın daha doğru olacağı düşüncesindeyim. sen de biliyorsun. özellikle sanal bir şey istemiyorum
seni hala büyük oranda küçük kardeşim ve arkadaşım olarak görüyorum. sorunların var, birçok insecurity ve özgüven problemleri, anksiyete bozukluğun var, uzağız. küçüksün. hatta bazen bu sevgiyi ergenlik hevesi olarak görüyorum
öte yandan etrafımda olan ve bana yazan birçok kişi var biliyorsun. reel veya sanal. senin yaşlarında veya senden büyük. bana yazıyorsun, elbette sana duyduğum bir sevgi var, kafamı karıştırıyorsun sürekli. romantik anlamda dengesiz davranışlarım oluyor. bazen yazmayı kesiyorum
çünkü sağlıklı bir yetişkin ilişkisi yaşamak istiyorum. ve seninle bunun pek mümkün olamayacağını düşünüyorum. hatta kendimden soğutmak için sana kötü de davranıyorum. beni taciz ettiğini söylüyorum, bunun gibi birçok boktan davranış.
fakat yine de bana sevgini gösteriyorsun. birkaç ay hiç yazmasam bile "seni çok özledim" diye mesaj atıyorsun. arkadaşlarıma mesaj atıp beni soruyorsun. bunları görünce sana haksızlık ettiğimi düşünüyorum. daha 18 yaşında ama kendimden itsem bile sevgisi ve kalbi güçlü diyorum
bu güç aradaki bazı organik problemleri aşabilir diye düşünüyorum. uzaklık, yaş farkı, senin sorunların vs gibi ve tamamen bir ilişkiye-flörte başlıyoruz.
seninle ilişkide olarak sağlıklı yetişkin ilişkisini hemen yaşayamacağımı biliyorum. üzerinde uğraşmam ve
emek vermem gerekecek. bunun farkındayım. istismar burada başlıyor. elbette başlarda istismar değil. zamanla buna dönüşüyor. dönüştürüyorsun.
aramızda 6-7 yaş var. ben baskın bir karakterim, sen ise çekinik. sen beni daha çok seviyorsun ve bunun gibi birçok şey
böyle bir durumda genellikle benim tarafımdaki kişinin karşısındaki kişiyi bilerek veya bilmeyerek istismar etmesi beklenir değil mi? bunun farkındayım ve bunun olmasından korkuyorum. seni istismar etmekten, senin de istismara açık olmandan.
hatırlarsın hep şunu tembihliyorum "ben istiyorum diye bir şey yapma, senin içinde o isteğin olması önemli, içindeki isteği dışarı çıkarmak istiyorum" veya sürekli "seni herhangi bir şeye zorluyor muyum" diye check ediyorum değil mi
ilişki içi şiddete dair o zamanlarda yeni öğrendiğim terimleri soruyorum, gaslightning, lovebomb vs gibi ve bunların herhangi birini uyguluyor muyum diye sana geliyorum. çünkü biliyorum ki, bazen insan istemeden de bunları yapabiliyor veya farkında olmadan.
bir yandan kendine ve özellikle dış görünüşüne dair endişeler var, çekingen ve kaçınan birisin, doğru veya yanlış biçimlerde de olsa bunları gidermeye sana iyi gelmeye çalışıyorum. birçok fedakarlıkla bu ilişkiye başlamış durumdayım ve sağlıklı bir ilişki için uğraşmam gerekiyor
sana iyi geleceğimi ve geldiğimi biliyorum. günlüklerini tekrar tekrar atmama gerek yok değil mi? her sene bir yerlere yazdığın sözler "abim, en iyi arkadaşım, dostum, sevgilim" , "sevgisinde çok güvende hissediyorum" , "verdiğim en iyi karar sensin"
"her şeyimi anlattığım tek insan, safe placeim" gibi birçok şey. bunlar için çok ama çok çabaladım ve bekledim. fakat ilerledikçe aramızdaki yaş farkı bir istismara dönüşüyordu. özellikle son senelerde .birçok şeye "küçüğüm" "şöyleyim, ben böyleyim" gibi cevaplar
sana karşı yaş farkından dolayı yüksek bir tahammül ve ayrıcalık tanımış olan insanın sağladığı bu konfor alanına, kedinin mindere yayıldıkça yayılması gibi yapışıyordun. elbette belli bir takım progress ve ilerleme de vardı fakat ileride bu da withholding adındaki istismar oldu
tartışmaktan çekindiğinde bile seni tartışmaya itiyordum değil mi, içini dök, benimle tartış dediğimi hatırlıyorum birçok kez.
yaşıtlarına göre çok geç gelişiyordun. bu olabilir. aslında birçok şey için küçük değildin. küçüğüm dediğinde bile değildin. küçük değil korkaksın
fakat bahanelerin arkasına sığınıyordun ve karşında benim gibi anlayışlı ve sabırlı (sabrımın tükentiği ve hüsranımı yansıttığım anlar da dahil) biri olunca o konfor ve korku alanında kalmaya devam ettin.
kant'ın burada sana ve beni uğrattığın istismara dair güzel bir yazısı vr
dedim ya, normalde yaş farkı ve karakter farklılıklarımız sebebiyle tersi olması beklenirdi ama hemen hemen her şeyde küçüklüğünü öne sürüyordun. ben de birçok red flag ve hataları küçüklüğüne veriyordum. vermemem gerekirmiş.
en ufak sorumluluk ve çabadan kaçınıyordun. ilişkinin ilerlemesi gerekiyordu, 1 seneden fazladır flört halindeydik, "sevgili" olmaya, isim koymaya dahi ben ittirdim ve sen de başka kişilerle konuşmamı görünce bu konforlu ve zahmetsiz belirsizliği bitirmeye karar verdin
bir grup içinde sorumluluk almayı, insanlara bir şeyler öğretmeyi sevdiğimi biliyorsun. kendi deyiminle "elimde büyüdün". gözünü açtığından beri ben vardım. ve bu katlanılan bir durum olsa da keyif de alıyordum çünkü sana olan sevgim sebebiyle yaptığım fedakarlığı
bekleyişi, sabrı bir gün anlamanı umuyordum. sen ise bu ayrıcalıkları take for granted olarak gördün. cepte gördün. olması gereken olarak gördün. bana şunları dedin "ne bekliyorsun alkış mı", "you signed up for this" vb birçok söz.
alkış beklemiyorum, sevgi bekliyorum. saygı ve minnet.
bu küçüklüğün kişisel, bana özel ve bir istismar olduğunu ise erasmuta muharremle olan ilişkinde anladım.
bir stepping stone, basamak, bir enayi gibi kullanıldım
sevdiğin insana hayatından sadece 4 gün ayırdın. 4 gün buluşabildik. benimle ilişkideyken toplasan 7-8 kere telefonda konuştun. neredeyse 60 günde 1 yapıyor bu. 7-8 kere sexting sadece. sıfır skype ve görüntülü konuşma 2 senelik sevgililik ve 1 senelik flörtün özeti bu
bir anda büyümedin. kendi deyiminle elimde büyüdün. duygusal ve cinsel gelişiminde annen-baban, arkadaşların veya bir başkası değil ben vardım. üstelik bu süreçte sağlıklı bir ilişki yaşayamamış oldum. en çok canımı acıtan ise "muharrem senden daha çok çabaladı" demen oldu
bunları söyleyebilen biri, hiçbir kavga hiçbir tartışma olmaksızın nasıl bir başkasıyla 15 gün sonra öpüşür ve ilişkiye başlayabilir anlamıyorum. tek kelimeyle iğrenç. bir insanın sözlerine değil, eylemlerine bakmamız gerektiğini çok iyi özetliyor bunlar
beni hep sözde sevdin. sevgi böyle bir şey değil. ben kendimden biliyorum. sana duyduğum sevgiden. ve muharreme duyduğun sevgiden. bir anda büyümedin, sevgiye inancın da bitmedi ve onunla kinda sevgili oldun.
"seni seviyorum ÇOKÇOKÇOK" bana duyduğun sevgi sana iyi gelen bir şeyi sevmen gibiydi. pansuman gibi. iyi geliyor seviyorsun. enayiyim çünkü. ben seninle birçok şey yaşamak için yıllarca bekliyorum, çabalıyorum, gelişimine katkı yapıyorum ama bir başkasına hiçbir zahmet
göstermeden, uzun bir ilişkini bitirdikten sonra, yasını bile tutmadan 4 gün sonra öpüşüyorsun. yakınlık yaşıyorsun. ve bizim yapmamıza engel olduğun birçok şeyi yapıyorsun. bu sözleri ondan duyduğumda da intihar ediyorum. bunun için bile onu suçluyordum,
ama o sadece malum olanı ilan etti. dediği doğruydu. mutlu ettiğin o mutsuz ettiğin ise ben oldum. diğer istismarlarını da anlattıkça beni intihara sürükleyişin daha da gün yüzüne çıkacak.
bazen onu bile etiketleyesim geliyor buraya. acaba o 10-15 günde nasıl bir çaba gösterdi de benim 5 yılda yapamadığımı o kadar kısa sürede gerçekleştirebildi. biraz yüzün kızarıyordur umarım. "senden daha çok çabaladı" derken umarım o utancı hissediyorsundur.
sen onunla öpüşürken, sana aldığım ve doğum gününde göstermek istediğim, buraya dönünce de boynunu öpüp takmayı düşündüğüm kolye ile gün sayıyordum. evet son 10 gün iletişim azalmıştı ama bunun sebebi de ben değildim.
bu arada erasmus dünyadaki en iğrenç şeylerden biri. ekşi sözlükte erasmus hakkında yazılan her şey doğruymuş. sen ve ev arkadaşın dilek. iki zıt karakterde, iki farklı yaştaki kadın uzun ve ciddi ilişkilerini orada bitirip orada en yakın "arkadaşları" ile sevgili oldu.
sana sorduğumda "sadece arkadaşız" dedin. hatta dilekin sevgilisi berk gaydi değil mi sana göre? tam tersini söylediğimde itiraz ediyordun. muharrem sana senden hoşlandığını söylemişti ama bunu bana söylemedin, sakladın. söyleyebileceğin birçok an olmuştu
dilek ve berk gözünün önünde flörtleşiyorken bunu göremiyordun. belki sen de muharremle flörtleşiyordun farkında olmadan. arkadaşlık ve flört arasındaki çizgiyi çizemediğini biliyorum. 5 ay içinde üç reel arkadaşının seninle olmak istemesi tesadüf olmasa gerek
nasıl olduğunu sorduğumda bile "radarlarımı birden açtım oldu" dedin. oysa sana sinyali 20 gün öncesinde vermişti ve bana söylemedin. sevgilin olduğunu da bilmiyordu. birini reddetmek için sevgilim var demek zorunda değilsin. ama sonuna eklemen gerekir.
emin ol hiçbir şey bir anda olmaz. her şey bir süreç içinde gelişir. bir başkasına duyduğun hisler ve hoşlantı da.
erasmus gerçekten dünyadaki en iğrenç oluşumlardan biri. akp il binası kadar iğrenç. o kadar dejenere.
7 yıldır tanıdığın, son 5 senede en çok konuştuğun, sevgiline hayatından sadece 4 gün ayırdın. 4 gün buluşabildik. her seneye bir gün. neden böyle oldu? ilişkinin ilk senelerinde herhangi bir şeye hazır değildin. evet küçüktün ama 18-19-20 yaşlarında oldum,
o yaşlarda arkadaşların var, o yaşlarda uzak ilişki yaşayan arkadaşların da var. ilk seneler böyle geçti. telefonda bile konuşamıyordun. ilk nude'u sevgili olduktan 4-5 ay sonra attın. flörtü de sayarsak bir seneden fazla sürede
ve ben 20li yaşlarımın ortasında, sağlıklı ve gerçek bir yetişkin ilişki yaşamak isteyen biri olarak tüm bu süreci, sabırla ve sabırsızlıkla bekledim. yaşadım. ilk nude attığında yazdıklarımı hatırlıyorsundur. "nude atman değil o güveni kazanmam beni çok mutlu, teşekkür ederim"
demiştim. cinsel bir olaydan ziyade finally, sonunda tarzı bir his ve relief yaşamıştım. bu gerçekten çok sağlıksız. ama çok da mutlu olmuştum. ama meğerse sadece bana böyleymiş.
buluşmalara gelirsek, okulun vardı. istanbula gelemezdin.
benim oraya gelmem gerekiyordu, dolayısıyla davet etmen gerekiyordu. aynı zamanda senin için uygun bir tarih olmalıydı, sen kendini hazır hissettiğinde olmalıydı, ailen sürekli kaldığın eve geliyordu, bunu ayarlamalıydın ve birçok şey
ben hazırdım, bunu biliyordun fakat yukarıda saydığım sebeplerden dolayı senin davet etmen gerekiyordu. üstelik soğuk biri olman ve sanal ilişkilere karşı duyduğum güvensizlik giderilmeliydi. ve tekrarlıyorum, hazır olmayan veya hazır olma ihtiyacı hisseden sendin.
istedin mi evet. ama istediğinden daha fazla istemedin buluşmayı. çünkü korkuların, kaygıların, konfor ve korku alanın...bu buluşma isteğini bana değil de arkadaşlarına yazmandaki temel sebep de bu. bana yazsan gerçekleşebileceğini biliyordun, bu sebeple bana değil
arkadaşlarına yazıyordun bu isteği. dolayısıyla bekleyen hep bendim. senin için süreç, benim içinse bekleme ve sabretme durumuydu. denklemin iki ucunda olmadık hiçbir zaman. ben 365günün 300ünde bu isteği duyar ve müsait olurken
sen bir yılda 15-20 gün müsait oluyordun ve bu isteğin, istemeyişinin önüne geçebiliyordu. son senede 3 kere teklif ettim ve çeşitli sebeplerle ertelendi veya olmadı. ben ise 1 kere erteledim.
yalvar yakar buluşabildik (hatalı olduğum kısım var bir başka istismar kısmında bahsedeceğim) bu buluşmadan 1 ay önce de teklif edince buluşmak istememiştin. bu yüzden son ay kiranı uzatmak zorunda kaldın.
ilişki çoktan bu noktaya gelmeliydi ama seni bekledik. geldikten sonra ise erasmusa gittin. ilişkinin bir başka seviyeye geçeceği bir dönemde erasmusun vardı. bizden 4-5 ay çalacaktı. ama gitmeliydin. sevgi karşısındaki insanı sınırlamamalı, besleyici olmalı.
gitmek istemesen bile ağlaya ağlaya gitmeni söylerdim. fakat bir seçim yapmıştın. hür iradenle, beraber vakit geçireceğimiz koca bir dönemde başka bir şey yapmayı seçmiştin değil mi? ve özellikle gittiğin yer erasmustu.
askere veya cepheye gitmiyordun. dünyada en fazla ilişkinin bittiği, en fazla aldatmanın yaşandığı berbat bir yer. bu sorumluluğu duymadın bile. oraya gitmeyi seçen biri olarak bekleyen konumuna düşen bendim. sen değil. sen bekletendin.
gördüğün gibi ilişki başında, flörtte ve buluşmadan sonra sadece müsait ve hazır olmaman yılları alıyor. ilişkimizin %70'inde müsait değilsin, başka bir şeyler vb. sadece müsaitlik durumu açısından dahi %70 oranında sebep sensin. diğer sebeplere geçeceğiz.
orada ise değil bu sorumluluğu duymayı, en fazla istismar, ihmal ve suistimali gerçekleştirdiğin döneme giriyoruz. bunlardan ilişki boyunca hep rahatsızdım ve defalarca ayrılmak istedim değil mi. belki 15 kere ayrılmak istemişimdir.
"benden bu kadar kolay vazgeçme" dedin, gelip beni ikna ettin, ben kendimi ikna ettim ve devam ettik. bu enayiliğin farkına ise muharremle varabildim. onunla olan ilişkinde.
hayatının 5 yılında olan bir insanla 4 gün geçirirken, onunla öpüşmen, buluşman yıllar sürmüşken onunla her şey ışık hızında gerçekleşiyordu. ben seni bir başkasıyla daha kolay ve rahat öpüşebilmen için beklemedim, çabalamadım ve bu sebeple öpmedim.
senin büyüme sürecindeki sancıları çeken bendim, senin duygusal, entelektüel ve cinsel gelişimini hızlandıran, katkıda bulunan bendim. senin sözlerin. seni öptüğümde benimle öpüşmen kolaylaşmalıydı bir başkasıyla değil.
fakat bütün bu sevgi ve bu sevginin getirdiği emeği o kadar take for granted görüyorsun ki...ben gerçekten bir enayiyim. ben senin yüzünden intihar ettikten bile 4-5 gün sonra onunla ve arkadaşlarınla yüzmeye gidebildin.
bu gelişimi benim gibi bir enayi ile tamamladıktan sonra enayi guydan, fuckboi'ye geçişi gerçekleştirdin. iyi yetiştirmişim? seni bu özgüveni kazanabildiğine göre.
ne kadar sağlıklı bir sevgi değil mi, ben seninleyken sağlıklı bir ilişki yaşayamazken o doya doya cinselliğini yaşıyor, ben seni yıllarca bekledikten sonra, tekrar özlemle ve elimde aldığım kolyeyle seni beklerken ne kadar çabuk ilişkiye giriyordun. tertemiz bir sevgi
beni o kadar çok kullanıp enayi yerine koydun ve gençliğimin en peak noktalarını istismarla geçirmeme sebep oldun ki. şu an onlarca psikolojik, cinsel ve zihinsel problem olarak nihayete erdi hepsi.
sabrıma ve bekleyişime gösterdiğin suistimalle, yaş farkı ile olan istismarını böyle özetleyip bırakıyorum ve diğer istismarlara geçiyorum . ikinci planda olmak
sen erasmustayken, yani beraber geçirebileceğimiz bu vakti haklı olarak erasmusu seçerek çöpe atmışken (tekrar diyorum gitmeliydin ama orada yaptıkların iğrenç ve bu sorumluluğu duymadın) aşağıda sana da yazdığım gibi hissediyorum
yedek sevgili gibi hissediyorum. sanki gerçek sevgilini bekliyorsun, o bekleyiş boşa geçmesin diye benimle birliktesin gibi. o gerçek sevgili muharremmiş nitekim.
italya'ya alışmadan evvel homesick olmuştun ve hemen hemen her gün ağlıyordun. sana destek oluyordum
ve emotional support animal gibi kullandıldığım oraya alışmaya başladıktan sonra ortaya çıktı. gezmeye ve alışmaya başladığında bu hisler gittikçe güçleniyordu, beni ihmal ediyordun. senden homesick günlerinden birinde ayrılmak istedim, sonra barıştık
söylediğimi hatırlıyorsun değil mi "ayrılmak istedim ama kendimi de çok kötü hissettim, seni böyle bi durumda, bana ihtiyacın varken bırakmak kötü hissettirdi çok" buna benzer şekilde yazmıştım. senden bende olmayan wp ve fb konuşmalarını istedim
biraz gururun varsa onları atarsın. denediğini söyledin fakat atması gayet kolay bulmam 10 dakika sürmedi. senin kafandaki çabalamak böyle dandik bir şey işte. kendini kandırıyorsun, karşındakini kullanıyorsun.
neyse. bu hislerimi açıkladım ve orada görgüsüzlük yaptığını
belirttim. sister brothers filminden referansla "çarli'lik." görgüsüzlük aslında o kişiden çok içinde bulunduğu toplumun suçudur. yani görgüsüz aslında kendisine gösterilme veya deneyimleme şansı verilmediği hususlarda görgüsüzlük yapar.
sen de ilk kez oradasın. bunu anlıyorum ama beni ihmal etmen gerekmezdi. bunları başta kabul etmedin, hatta bana bayağı kızdın ama bir ay geçmeden tam olarak şunu dedin "benim için artık 2.plandasın".
yazık. bunu söylemene de gerek yoktu zaten. öyleydi
oysa ben bu sırada vatandaşlık işlemlerimi vs geveliyordum ki, sen döndüğünde türkiyede olayım ve doya doya görüşelim diye. hatırlıyorsun değil mi birçok teste girip orada bırakmıştım işlemleri.
bana bir bok parçası gibi davrandın ve öyle de hissediyorum. ihmal ettin, suistimal ettin ve bir abuse'un tam karşılığı bir şeyi yaşatıp aynen o cümleyi kurdun.
bir başka mesele. son bir sene içinde neredeyse hiçbir tartışmamızda haklı olamamam. şunu demiştin hatırlıyor musun? "sen haklıyken çok mutluyduk" zaten hala öyleydim ama gittikçe değişiyordun, kötüye giden bir değişim. hiçbir hatanı kabullenmediğin gibi beni suçluyordun
bu cümleyi o kadar çok kurdum ki. haklıyım ama özür diliyorum. çünkü bunu yapmadığımda her şeyi daha kötü bi yere çekiyordun. hep alttan almak zorunda kaldım
bir başka istismar ve duygusal şiddet. durumu. önce hayatında kötü giden şeyleri benim üzerime yıkmanla başlayacağım
dilek'in köprüden düşüşü. 2 gündür geziyorsunuz ve sağlıklı iletişim kuramıyoruz. seni özlüyorum. gezi yorgunluğun var, bitiksin, pisaya döndüğün gün türk grupla denize gidiyorsunuz. akşama doğru gittiğini haber veriyorsun ve sonrası yok
zaten içimde kötü bir his olduğunu, yorgun olduğunu ve gitmemeni istemiştim. ilk kez senden bi yere gitmemeni istedim, tavsiye ettim. yazıyorum. telefonun tek tikte. gece 1-2-3 oluyor. uyuyorum. sonra dilek düştü deyip ağlayarak telefon açıyorsun. sabah kadar seninle konuşuyorum
uyumadan. seni sakinleştiriyorum. yazıyorum. konuşuyoruz. ve sana kırgınım çünkü yine beni ihmal ettin ve yine eğlenirken tek bir kez aklına gelip yazma zahmetine girmedin. bahanen ise telefonunun şarjı olmadığı için interneti kapatman. ama aynı telefon sabah kadar gidiyor
o kadar konuşmaya rağmen. internetini açıp bir şey yazman, en azından merakta bırakmaman için, şarjının binde birini götürürdü anca. ve o ortamda muharrem de var. ne kadar şanslı birisi değil mi. gezi yorgunluklarında benimle telefonda bile konuşamayacak durumda olurken
onun olduğu her situationda tüm yorgunluklara rağmen fiziken oradasın. koşa koşa.
dediğim gibi kırgınım ve kötü bir şeyler olacağını düşünüp uyardın, dinlemedin, bunun için de kızgınım. küçüğüm diyorsun ya hep. söz dinliyor musun küçüklüğünü bilip? hayır
beni sevdiğini söyledin, geçiştiriyorum. o an karşılık veremeyecek kadar kırgındım. ama 15-20 dakika sonra seni sevdiğimi söyledim. saatlerce yazmanı beklemiş durumdayım, bütün gece seninleyim, destek oluyorum, sakinleştiriyorum, 15 dakikada hislerimi toparlayıp sevgimi veriyorum
ama bana bu durumdan dolayı kin güdüyorsun. evet o an kırılabilirsin. ama insan sevdiğine kin güder mi hiç. hem de düpedüz haksız olduğu bir konuda. erasmusa giden sensin, beni ihmal eden sensin, yıllarca seni beklemişim ama 15-20 dakikalık bir glitche bile tahammülün yok.
tamamen ama tamamen bencillik. taker olmaya o kadar alışmışsın ki, kendini her şeyin merkezinde görüyorsun. benim senin kadar değerli hislerim yok. sen sevgili değil köle istiyorsun. ve bu meseleden dolayı bana bir sene kan kusturuyorsun.
sadece o gün değil sonrasında da hastaneye her gittiğinde destek olmaya çalıştım ve aşağıda kurduğum cümleyi defalarca kurdum. karşındaki insanı ne kadar ezdiğinin farkında mısın. istismarı görebiliyor musun?
ve seni çok iyi anlıyordum. ben de 1 sene kadar 82 yaşındaki dedemle ilgilendim. 1 ay da değil. ve tek başımaydım. o da yere düştü ve yerde titrerken bi elimde ambulans çevirip diğer elimle kalp masajı mı yapsam yoksa sırtına mı vursam durumundayım. defalarca ambulans çağırdım
tek başıma hastanelerde onunla defalarca kaldım, bir dakika bile uyuyamıyordum çünkü bağlı olduğu aletleri söküyordu. mesanesindeki kitle sebebiyle her gün banyoda bir kan gölüne uyanıyordum, gece 20-30 defa tuvalete gitmek zorunda kalıyordu, uyuyamıyordum bile
bu sebeple babamla kavga ettim, 10 dakika uzaklıkta olmasına rağmen ayda 1 lütfedip babasına bakmaya gelen halamı evden ve aileden kovdum. dedemin mezarını bile bilmiyor. ama böyle bir durumda dahi senin bana yaptığın gibi seni bir yük olarak görmedim
evet seni ihmal etmek durumunda olabiliyordum ve bana birkaç gün vermeni istemiştim haklı olarak yakındığında. sana o dönemde bir aşk mektubu yazıp yolladım, origami yapıp yolladım değil mi? hatta mektupta bile sevgimi tam olarak tarif edemeyeceğim bir durumdayım
daha güzel bir mektup yazmak dileğiyle diye bundan bahsettim. seni ise dilek'in tüm şımarıklıklarına, oraya gelen ailesine değil bana yansıttın içindeki tüm öfke ve daralmışlığı. o günden sonra beni bir yük olarak görmeye başladın. kendin de söyledin bunu.
ve ancak 1 sene sonunda, geçen ay "keşke o gün sana yazsaydım diyebildin. o bir sene içinde bu konuyu 50 kere tartıştık ve hep haksız çıkıyordum. benden bağımsız yaşadığın bir olayın ceremesini ben çektim. sevdiğin insana kin güttün ve istismar ettin bir sene boyunca
sadece bu değil, elbette. burada anlattıklarımın hiçbiri bir sefere mahsus olaylar değildi. sistematik.
kötü bir şey olduğunda yanına yaklaşılmıyordu. sinirini benden çıkarıyordun
kıskançlık konusuna gelince; kendi kafanda bunu rasyonalize ediyorsun, meşrulaştırıyorsun. hatta belki sana yaşattığım bir mağduriyetten, total power çıkarıyorsun. türbanlı bacılarımız okula alınmıyordu, o zaman her sokağa sübyan mektebi açalım gibi.
diktatör var, ülkeye saldıralım gibi.
ilk kez kıskançlık yaşadığın dönemleri hatırlıyor musun, keşke konuşmalarımızı bana atsan da onları da sslesem. beni kıskandığın için rahatsız oluyorsun, ilişki senin tercihinle belirsiz ve isimsiz bir durumda,
kendine kötü davranmana gerek yok, kıskanmak gayet doğal ve olması gereken bir duygu diyorum. hatta farkında olmadan seni kıskandıracak bir şey yapıyor olabilirim, beni uyarabilirsin, kıskançlığını bana aktarabilirsin diyorum. hatırlıyorsundur.
bu sağlıklı bir kıskanma biçimi. seven insan, elbette sevdiği insanı kıskanır. ben de seni kıskandım. fakat bir de toxic kıskançlık var. kişinin kendi özgüvensizliğinden duyduğu kaygılarla hayatı karşısındakine dar etme durumu. hatta bunu da duydum.
ve bunu sana söyledim de, erasmusta olman, yani aramızdaki mesafenin kapatamayacağım kadar açılmış olması, bir şey olduğunda gelemeyeceğimi bilme düşüncesi bana özgüvensizlik veriyor ve bu da kıskanmama sebep oluyor dedim. bunu da hatırlıyorsundur.
ve sağlıklı kıskançlıklar da duydum. her gün etrafındaki insanlarla, hayatından gelip geçecek insanlarla fotoğraflarını görüyordum. orada ben yoktum. mutluluk fotoğraflarının içinde olmak istiyordum. ilk kez orada başkasıyla ot içmeni kıskandım. çünkü benimle yapmanı isterdim
senin kıskançlıkların ise oldukça toxicti. hem bana bir ilişkiden beklentilerimi karşılamayacak ve karşılamıyor olduğunu biliyordun, hem de bunun için pek çabalamıyordun. kendine duyduğun bu özgüvensizlik beni boğmana sebep oluyordu.
resmi olarak muharremle sevgiliyken bile stalklıyordun (hayır sadece aysu için değil), ne boklar karıştırıyorsun acaba diye soruyordun. birkaç ay önce bile, benimle olmak istemiyorsun ama intimacy veya foreplay hesaplarında bir şeyler favladığım için demediğin kalmadı
hem sevmiyorsun, hem severken bile gerçek anlamda sevmiyorsun, hem de hala kıskançlık yapıyorsun. kişisel şeriatım gibi.
bir başka ilişki günahı. hani sadece 4 gün geçirmemize çeşitli bahaneler sunuyorsun ya, toplasan 7-8 kere telefonda konuşmuşuzdur. sexting 6-7.
skype sıfır. bir de bana aslıyla skype yapıyor oluşunun fotoğrafını atıyorsun nazire yapar gibi.
bu ilişkide sağlıklı bir ilişkiye dair ne var? sağlıklı bir ilişki adına neler yaptın. fotoğraf, nude bile o kadar az attın ki, ayrı olduğumuz yaz döneminde 3 ayda attıkların 3 seneden fazlaydı. üstelik ayrıydık. elinden geleni yaptın ha?
peki sanal sevmiyorsun. bu açığı ne şekilde telafi ediyorsun? daha fazla reel görüşmeye çalışıyor musun. hayır. ve tekrar dediğim gibi, ilişkinin kademe atladığı bir yerde erasmusa gitmeyi haklı olarak tercih edip bu tercihin sebebiyle göstermen gereken özeni göstermiyorsun
az önce anlattığım gibi, erasmusta gezmekten 3 kez yorgun düştün. ikisinde muharremin olduğu ortama koşa koşa fiziken gittin. ama ben telefonla konuşmak istediğimde ne bencilliğim kaldı ne başka bir şey.
bana neden bok parçası gibi davrandın. acaba muharreme davrandığın gibi davrandığında böyle sorunlar olur muydu aramızda. istismarını görebiliyor musun. yine telefon konusu, ağız yorgunluğun geçmedi mi diyorsun seninle konuşmak istedim diye.
dediğim gibi, ilişkideyken toplasan 7-8 kere telefonda konuşabildik, bunların yarısında sarhoştun hatta. sarhoşken veya çocuğu uyurken sevgisini belli edebilen bir baba gibi. neredeyse 60 günde 1 telefonda konuşuyoruz ama beni bencillikle suçluyorsun. kim bencil sence?
4 gün buluşabilmişiz ve bu ilişkideki her şeyin ağırdan alınmasının sebebi sensin ve beni 7/24 müsait biri istemekle suçluyorsun. umarım biraz utanıyorsundur. biraz utan lütfen. bir ilişkide neler yapılmamalıya dair her şeye tik attın.
arkadaşlarına sorsana hangisi dayanabilirdi buna? sevdiğin kişiyle reel bir şeyler yapamıyorsun çünkü o kişi ağırdan alıyor, sevdiğin kişiyi görmek için yalvarıyorsun, foto isterken canın çıkıyor, sext ayda yılda bir, telefon 60 günde 1? bana ne yaşattığının farkında mısın?
ve bahanelerini yazıyorum; odada dilek var (bu sırada dilek telefonla konuşuyordur odada)
mutfağa git - mutfakta şu var
telefonum şarjda çıkaramam
whatasppweb'le giriyorum arayamam
şarjım az
bu sırada muharremle çok konuşmadığını farkedip soruyorum. telefonda konuşuyoruz dyorsun
gerçekten bok parçası gibi hissediyorum. kendime çok acıyorum. muharremin önemini şimdi anlıyor musun. benim geçerli sebepler olarak gördüğüm şeylerin bahane olduğunu anlıyorum, ağırdan almaların, yoksun bırakmaların, hepsi muharremin varlığı sayesinde anlaşılıyor.
bu istismar muharreme karşı gösterdiğin gerçek sevgi sayesinde ortaya çıkıyor ve psikolojimin bozulması neticesinde gördüğüm tedavi-terapiler ile.
ve kabullenmedin hiçbir zaman, hep ezdin beni.
bu zamana kadar hep mesafeyi suçladım, aramızdaki yaş farkıyla kurduğun istismar ilişkisini kaldırdım ama sorun bunlar değildi. insan sevdiğine toz kondurmak istemiyor maalesef ve idealize ediyor. senin yaşında uzak ilişkisi olan milyonlar var. hatta artık ilişkilerin birçoğu
uzak ilişki.
erasmusa gittin, başta 3 ay diye yalan söyledin. bu yalanı anlıyorum. 4,5 aya çıktı, sonra bi ay daha uzatmak istediğini söyledin, ne zaman döneceksin bilmeden gün sayıyorum, tatil planları yapıyorum, bu planlara katılmıyorsun. izmire taşınma planları yapıyorum
aradaki mesafeyi yok etmek için en ufak bir hayal bir hope bile vermek bir yana, tek başına bunları yapan kişinin de planlarını sürdürmesini engelliyorsun. ve oraya taşındım da, seni affetmemiş olsam da, intihar olsam da, kalacak yerim ve işim olmadan aniden taşındım
ve sadece izmire taşınmadım, özellikle senin kaldığın semte taşındım ki, en ufak bir spark yakalanırsa modun değişmeden orada olabileyim. binde bir ihtimal için yeni yıla kadar orada kaldım. abuk subuk işlerde çalıştım. çünkü plansızdı.
bir iş görüşmesine giderken, sen uyumadan evvel "keşke burada aile dostlarımla olsan" demenden cesaret alarak çıkışta sinemaya gidelim mi dedim, meğerse o gün muharremle buluşacakmışsın. yaşattığın travmayı anlayabiliyor musun. bir de diyorsun ki
"sana değer verdiğim için burada olmanı istemiştim" evet hep olduğu gibi benim orada burada olmamı, şunu bunu yapmamı sadece lafta istersin. değer verdiğin kişi ben olsam ertesi gün buluştuğun kişi 1-2 aydır tanıdığın kişi olmazdı. ben gerçekten enayiyim. ben enayi yerine koydun
buralarda göreceğin gibi. seninle olabilmek için vatandaşlık başvurumu tamamlamıyorum, babam çağırmasın diye pasaport ve vizemi çıkarmıyorum, izmir'de iş bakmaya başlıyorum ama sen ne yapıyorsun? geleceğin gün bile belli değil. beraber olma hayali bile kurmuyorsun
ve withholding. en istikrarlı uyguladığın istismar ve duygusal şiddet biçimi.
kendi söylemin "kötü bir şeyin karşılığı 1.5x oluyor , şeyler normal" bu doğru fakat oran yanlış.
uzağız aradaki özlemin getirdiği gerginliği gidermek adına romantik anlar, intimacy momentlar hep benden geliyor. starter hep benim, hatta bunları baltalıyorsun bile
goradan espriler, alakasız espriler...hatta bir romantizm anında hiçbir şey demeden ortadan kayboluyorsun ve reddettiğin çocuğun telefonuna cevap veriyorsun, 2 saat sonra geliyorsun. ve "bu konuşmaya ihtiyacı vardı" oluyor. o ana kadar seninle telefonda hiç konuşmadık lol
libidon düşük, fakat bunu silah olarak kullanıyorsun bana karşı. aradaki sexual tension'ı gidermek için yine ben başlatıyorum. birçok kez sana yalvarmak zorunda kalıyorum dümdüz bir selfie veya bir nude için. acaba sevgilisine benim kadar yalvaran bir insan var mıdır
birini karşılıksız sevsem bu kadar yalvartmazdı sanırım.
bu sırada benimle olmak isteyen ve sevgilim var diye reddettiğim onlarca kişi var. bunu gayet iyi biliyorsun. hiçbiri kafamı karıştırmadı. her şeyi sadece seninle yapmak istedim.
fakat bakıyorum, biri benimle buluşmak istiyor, biri görüntülü konuşmak istiyor, biri telefon açmak istiyor, biri gel burada kalırız şurada kalırız diye yalvarıyor, biri sevişmek istiyor...diyorum ki "yav ben bunları neden sevgilimden değil başkasından duyuyorum"
bu nasıl bir sevgi? ben de sevgi duydum, kendimden biliyorum. sana karşı duyduğum sevgiydi. sevgi böyle bir şey değil. bana en yakın olduğunu hissettiğim anlar başına kötü bir şey geldiği anlardı hep. muharremle sevgiliyken bile, avrupada otobüsle kaybolduğunda bana yazdın ilk
adeta iyi gelen bi ilacı sevmek gibi bu.
withholding ile şiddet göstermene gerek yoktu. zaten avoidant bir kişiliktin. seksi ve incimacyi ceza-ödül olarak kullanmana gerek yoktu, zaten bana karşı normal halin bir ceza gibiydi.
istediğim şeyler istenmesi bile problem olacak şeylerdi. bir sevgi ilişkisinde kendiliğinden olması gereken şeylerdi, fakat bunları istiyor oluşum bile senin yarattığın bir sorunken, beni bencil olmakla, overdemanding olmakla suçladın. withhold ile cezalandırdın
bu nasıl bir sevgi? böyle lafta kalan böyle içi boş bir sevgi olmaz ki
kaç kere aramızda sexual tension'ın senin katılım göstermemen sebebiyle gitmesi için balkona çıkıp sigara üstüne sigara içtim biliyorsun. sevdiğim insana karşı libidomu arzumu düşürmek için, çıkıp sigara içiyorum ki kan dolaşımım düşsün diyorum.
bu bekleyişi, sabrı istismar ettikçe ettin. en güzel günlerimiz bu mesafenin gerginliğini atacak eylemleri gerçekleştirdiğimiz zamanlardı. elinden geleni yaptın ha? sürekli bir unwanted hissiyle yaşadım, senin dışında birçok insan beni istemesine rağmen bu hissi hep taşıdım
yukarıdaki şeyi lütfen iyi oku. nasıl bir mental, sexsual, emotional torture yaptığını lütfen anla artık.
keşke kemiklerimi kırana kadar dövseydin, fiziksel şiddet uygulasaydın da böyle bir istismarı gerçekleştirmeseydin. şu an bir çok mental ve ruhsal problemle boğuşuyorum. cinsiyetimi hissedemiyorum. erkekliğim öldü. kadın olsam kadınlığım ölmüş olurdu.
28 yaşındayım. 29 yaşına gireceğim. benimle kaldın, doğru dürüst uyuma ihtiyacı bile hissetmiyordum değil mi, 20lerimin başlarından beri düzenli-düzensiz spor yapıyordum, güzel bir vücudum vardı, 20lerimin ortasında peak halimdeydim. fiziksel, cinsel, mental olarak
ve şimdi 29 yaşında bir bakirim. tek kabahatim seni sevip, sevdiğim insana zaman tanımak, onu beklemek. tek eşli olmak isterken sıfır eşli oldum. dünyadaki en kötü insanların bile tattığı zevkleri tadamadım. sevgilisini öldüren insanların yaşadığı güzellikleri bile yaşatmadın
cinsiyetimi hissedemiyorum. çok utanıyorum. bu benim suçum değil ama utanıyorum. keşke biraz yüzün olsa ve sen de utansan. suçlusun ama suçlu hissetmeni istemiyorum, pişman zaten değilsin, yine olsa yine yaparsın ama utanmanı isterim. biraz utan
ve tüm bunların üstüne bana, titsdrops vidleri, intimacy gifleri favladım diye 31reis, aranıyor, baddiesçi yakıştırmaları yaptın. lütfen seninle ayrı olduğumuz dönemde nudelaştığım birinin dümdüz bir tivitini favladım diye bunu yaptığını söyleme
sadece kendini kandırmış olursun. o günden çok önce de tüm favlarım tivitlerim yargılanıyordu. hatta daha 2 ay önce "konuşmayı kesecek noktada değiliz, etrafındaki kızlarla birlikte olmanı istemiyorum, sana zarar vermelerinden korkuyorum" diye bir şeyler dedin.
bir de muharremin geçirdiği sağlıklı gençliğe ve cinselliğe bak. ben seni bekler, senin hazır hissetmelerine, istismarına, senin arzularına saygı duyarken o dilediğini yapıyordu. ben libidom düşsün diye sigara üstüne sigara yakıyordum o sıralarda seninle.
ve hepsinin üstüne 31reis oldum öyle mi? benim kalbime kezzap attın öykü. libidoma kezzap attın. hani erkekler beraber olduğu kadınların yüzüne kezzap atar ya, sen onu duygusal ve cinsel olarak yaptın :'(
ve ben bütün bu sevgi, arzu, emek, özlemle beklerken, sana aldığım doğum günü hediyesi kolyeyle gün sayarken sen onunla öpüşüyordun. ne kadar güzel bir sevgi değil mi. zahmete gerek yok, uğraşmaya gerek yok, beklemeye, özleme gerek yok, istismara gerek yok.
dilediğin kişilerle birlikte ol ve sonrası bir kişinin tek dilediği kişiyle zahmetsizce birlikte ol. muharrem olmak için hayatımdan 5 sene verebilirdim ama sana verdiğim seneler sonucu hala muharrem değil bir enayiyim maalesef.
kendi günlüğüme yazdığım bir şey. bunun tek sebebi senin davranışların. bir insan sevgilisini böyle bir duruma sokar mı? insanların hazdan, mutluluktan nefesi kesiliyor sevgilisi olduğunda, benim ise panik ataklardan, mutsuzluktan.
geçirdiğimiz 4 günü bile bir ödül gibi sunuyorsun bana. hatırlarsan seni çok güzel sevdiğim için teşekkür etmiştin o zaman. ama sanki 400 gün geçirmişiz gibi, hayatından gelip geçen insanlara dahi daha fazla vakit ayırdığını söylediğimde kafama kakıyorsun
bu ilişki de maalesef eşek bendim. ve birçok şeyi sırtladım.
erasmus'a gidiyorsun, bu özeni göstermezken bir discord serverı açıyorum ikimize ait. hani forum gibi olsun da, anlık mesajlaşmada orada olmayışın bizi germesin diye. hatta aslı kötü bir dönemdeydi, istersen bu tarafları gizleriz onu da çağır demiştim.
ama senin buraya tek katkın ne oluyor biliyor musun? deep shit köşesi lol. bu her şeyi o kadar iyi özetliyor ki.
elbette kötü şeyleri de konuşmalı ve tartışmalıyız ama sadece bu isteği duyuyorsan burada büyük bir problem var, güzel olan her şeyi ben yapmak zorundayım değil mi?
istismarının anlaşıldığı bir diğer nokta da, sevgini, arzunu belli etmekte, söylemekte, gerçekleştirmekte bu kadar zorlanırken, nefretini, istemeyişini bu kadar kolay ifade etmen. bazen 1 saat içinde 20-30 kere istemediğini söylüyorsun
hiç hayatında istedin mi ki?
benim akıl sağlığım ne olacak öykü? gerçekten beni yok ettin
bırakmalıydım seni değil mi? bu şiddeti uygulayan biri olarak ne kadar kolay bunları söylemek.
sevgilin seni dövse ve sen ona yaralarını gösterip "bunu neden bana yaptın" diye sormaya kalktığında "bunları görmek istemiyorum, beni taciz ediyorsun" dese ne hissedersin?
bir meyveyi dolaptan çıkarıp masaya koyduğumuzda ve onu orada unuttuğumuzda, kötü kokular gelir, belki üstünde böcek ve kurtlar oluşur, baktıkça iğreniriz hatta bakamayız bile, elleyemeyiz, bir gazeteye sarıp vücudumuzdan oldukça uzak tutarak çöpe atarız hemen. tiksinerek
sanki o meyvenin suçuymuş gibi tiksiniriz üzerindeki kurtlardan, kötü kokudan, çürümüşlükten değil mi? ama suç bizdedir. bekletilen meyve çürür. bu onun doğasında vardır. biz de çürük şeylerden tiksiniriz, bu da bizim doğamızda vardır. bana yaptığın da bu. umarım anlamışsındır
sana şiddet uygulayan ve travmalar, psikolojik sorunlar, cinsel sorunlar yaratan erkek arkadaşın sana böyle dese ne hissedersin?
yaşamaktan mı korkuyorsun?
kendinden korkuyor musun hiç öykü? ne kadar zarar verdiğini görüyor musun? senin kadar olamam
umarım artık içindeki kin gitmiştir. kimseyle beraber olmayı geç iletişim kuramayacak kadar kötü durumdayım. kıskanacağın, kafesleyeceğin bir şey kalmadı, artık endişe edeceğin bir şey yok. yok ettin.
seni bir insan ne kadar sevilebilecekse o kadar sevdim. her ilişki kendi özelinde özeldir. fakat bizim ilişkimiz gerçekten özeldi. abi kardeş, iki dost, iki sevgili, yıllarca neredeyse 7 yıl. aramızda çok güzel bir uyum vardı. frekanslar çok yakındı
çok farklı karakterlerde olmamıza rağmen. birbirimizle sonsuza dek konuşabilirdik, hiç sıkılmadan. seni 14 yaşında tanıdığımda, o yaşlarda gördüğüm en parlak insanlardan biriydin. gerçekten bildiğim her şeyi göstermeye ve seni kollama isteğiyle dolmuştum.
hatta hatırlarsan istediğin yabancı dizileri izlemek için torrent öğretmemi istemiştin benden. dizi batağına saplanıp derslerini aksatırsın diye öğretmedim bile. "ben öğretmicem, böyle bi kötülük yapamam sana, başka yerden bul veya başkasından iste haha :p" demiştim
hayatında bu kadar sene olup en az görüştüğün insan benim. 1 aylık tanıdığın insanlarla, 1 aylık sevgilinle bile benden daha çok şey yaptın. daha çok vakit ayırdın.
elinden geleni yapmadın. gerçekten. dürüstlüğüne güveniyorum ama kendini kandırma adlı coping mechanisme muhtaç bir karakterin var. kendini kandırdığın için çevreni ve beni de kandırmış oluyorsun.
ben bir başkasının sevgisini istemiyorum, kimsenin sevgisi için bekletilmedim.
bana ayrılırken " büyülü bir sevgiyi hak ediyorsun" demiştin. evet hak ettiğimi biliyorum ama bir başkasıyla değil. o büyülü sevgiyi senin göstermen gerekirdi. başkası için uğraşmadım
benim için dünyanın en güzel insanısın. keşke dış görünüşüne dair gereksiz insecurityler geliştirmek yerine iç güzelliğinden ve karakterinden "ben buyum" dediğin fakat sana ve karşındakine zarardan başka bir şey getirmeyen şeylerden şüphe duysan.
dişlerin inci gibi olmadan da çok sevebilirdim seni, kocaman memelerin olmadan, bebeksi cildin olmadan, veya minicik bir burnun olmadan. çok da sevdim. önemsiz şeyler ama özür dilemek, hatasını kabullenme, istismar, ihmal, biz perspektifi geliştirememe, çabalamamak...
bunlar sebebiyle bu durumdasın ve bu durumdayız. nasıl bunu mu sevdim demem ki şimdi? sen olsan?
submitted by Trojaner to copypasta [link] [comments]


2020.07.04 09:36 sevgilirehber Bir Erkeğin Seni Sevdiğini Nasıl Anlarsın 10 Madde

Bir erkeğin seni sevdiğini nasıl anlarsın ipucu 1
Bir erkeğin seni sevdiğini anlamanın ilk yolu son zamanlarda yeni kıyafet giyip giymediğidir. Erkeklerin hayatlarında değişiklikler olduğunda bu ilk önce kıyafetlerine yansır. Bunu kadınlar için söylerler. Fakat kadınalar her zaman şık ve bakımlı olduklarından onların duygusal değişimlerini kıyafetler üzerinden anlamak zordur. Erkekler ise kılık kıyafetlerine genellikle önem vermezler. Son zamanlarda yeni kıyafetler giyen ve üstüne başına dikkat eden erkek mutlaka duygusal bir yoğunluk içindedir. Erkeğin şık giyinmeye başlaması sosyal ortamda çok çabuk fark edilen bir değişikliktir. Erkeğin giyim kuşamında bir değişiklik yoksa kusura bakmayın ama erkeğin hayatında aşk da yoktur.
Bir erkeğin seni sevdiğini nasıl anlarsın ipucu 2
Kalabalık bir ortamda erkek ile göz göze gelebiliyorsanız erkek kesinlikle sizi seviyordur. Kalabalık bir yemek masasında, bir partide veya bir toplantıda göz ucuyla erkeği takip edin. Eğer erkek de sizi bakışları ile takip ediyorsa seviyor, demektir. Erkeğin kadını bu şekilde gözleriyle takip etmesi, onu korumak istemesindendir. Çünkü kalabalık içinde kadının güvende ve mutlu olduğundan emin olmak istemektedir. Korumak ve sahip çıkma bilindiği gibi sevginin önemli göstergelerindendir.
Bir erkeğin seni sevdiğini nasıl anlarsın ipucu 3
Bir erkek son zamanlarda daha muhalif bir kişiliğe dönmüşse yani sizin yanınızda iken amirine, arkadaşlarına ve ailesine karşı çıkıyorsa bu sizi sevdiği anlamına gelir. Size iktidar sahibi ve güçlü bir karakter olduğunu göstermeye çalışıyordur. Erkekler, sevdikleri kadının yanında müthiş bir özgüvene sahip oluralar. Ne müdürleri ne de babaları onları etkileyebilir. Tam bağımsız bir birey olduğunu gösterme çabası aslında aşıkın kendisini farklı bir yolla ifade etmesidir.
Bir erkeğin seni sevdiğini nasıl anlarsın ipucu 4
Erkeğin ses tonuna dikkat edilirse erkeğin sevip sevmediği hemen anlaşılır. Erkekler, sevdikleri kadınlara karşı daha alçak bir ses tonu ile konuşurlar. Seslerini yumuşatma gayretine girerler. Bazen erkeklerErkek Severse çok heyecanlandıklarında yutkunabilir ve konuşmakta zorlanabilirler. Yine konuşma sırasında erkekler konudan konuya geçerlerse ve konuştukları meseleyi bölük pörçük anlatırlarsa bu heyecanlandıklarını gösterir. Heyecanlanmak aşkın habercisidir.
Bir erkeğin seni sevdiğini nasıl anlarsın ipucu 5
Erkek, bulunduğunuz yeri veya herhangi bir eşyayı “size layık” hale getirmeye çalışıyorsa sizi seviyordur. Hiçbir şeye müdahale etmiyorsa sizi önemsemiyor ve sizi sıradan biri gibi görüyordur. Oturduğunuz masayı düzenliyorsa, daha rahat oturmanıza yardımcı oluyorsa, yemeklerde daha özenli davranıyorsa size layık olmaya çalışıyordur. Özellikle size herhangi bir eşya bıraktığında eşyayı paketleme tarzı ve bırakma üslubu erkeğin kadına karşı duyguları konusunda önemli ipuçları verir.
Bir erkeğin seni sevdiğini nasıl anlarsın ipucu 6
Erkeklerin inançları konusunda çok katı tutumları vardır. Bazı siyasi fikirleri, tutukları futbol takımı, çok yakın arkadaşları onlar için konuşulamaz ve tartışılamaz şeylerdir. Hiç kimse erkeklerin bu özel dünyasını eleştiremez. Bir kişi hariç: “sevdikleri kadın”. Kadın erkeğin bu özel dünyasına hafifçe dokunduğunda erkek kestirip atıyorsa sevmediği sonucu çıkarılabilir. Ama erkek bir uzlaşma yolu arıyorsa ve kırıldığını söylemekle yetiniyorsa kadın da artık erkeğin “ o özel dünya”sının bir parçasıdır.
Bir erkeğin seni sevdiğini nasıl anlarsın ipucu 7
Erkekler sevdikleri kadınların yanında daha fazla zaman geçirmeye çalışırlar. Bunu çoğu zaman bilmeden yaparlar. Sevdiği kadının yanında beş dakikalık işi olan bir erkek, farkında olmadan orada yarım saat kalabilir. Çok az erkekte aşkın ilk dönemlerinde tersi bir eğilim de olabilir. Yani erkek, kadının bulunduğu ortamı hemen terk etmek isteyebilir. Ancak genel eğilim sevilen kadının yanında zamanın nasıl geçtiğinin bilinmemesi ve beklenenden uzun kalınmasıdır.
Bir erkeğin seni sevdiğini nasıl anlarsın ipucu 8
Seven erkek, sevdiği kadının yanında eski sevgilisinden bahsedilmesinden hoşlanmaz. Eski sevgili konusu erkekler için yeni sevgilinin yanında asla konuşulmaması gereken bir konudur. Kadınlar erkeklerin bu konudaki hassasiyetlerini gözlemleyerek erkeğin sevip sevmediği konusunda bir fikre ulaşabilirler. Burada yeri gelmişken şunu belirtmeden de geçmeyelim ki erkekler sevdikleri kadınların eski sevgilileri hakkında konuşulmasından da müthiş derecede rahatsız olurlar. İşte bu “eskiye öfke” hali aşkın belirtilerinden biridir.
Bir erkeğin seni sevdiğini nasıl anlarsın ipucu 9
Erkekler, yaptıkları iyi ve başarılı şeyleri genellikle diğer insanlarla paylaşmazlar. Çünkü onlara hayatları boyunca bir erkeğin güçlü ama alçak gönüllü olması gerektiği öğretilmiştir. Erkek son zamanlarda alçak gönüllülüğü elden bırakmışsa ve yaptıklarını bir gösteriş içinde sunma eğilimi içinde ise kadını seviyor demektir. Bir erkek, yaptıkları üzerinden kendisini göstermeye çalışıyorsa bu sevdiğini göstermektedir.
Bir erkeğin seni sevdiğini nasıl anlarsın ipucu 10
Bir erkek sizin nasıl zaman geçirdiğinizi merak ediyorsa bu ciddi bir hoşlanma belirtisidir. “Dün akşamki konsere gittin mi?” “ Hafta sonu festivalde sen de olacak mısın?” gibi sorularla kadının neler yaptığını veya yapacağını soran erkek aslında kadının yaptıklarını değil bizzat kadının kendisini merak etmektedir. Bu merak da aslında hoşlanmaktan başka bir anlama gelmemektedir.
submitted by sevgilirehber to u/sevgilirehber [link] [comments]


2020.03.23 19:35 fosyoloji Saf ve Samimi Sevginin Film Olmuş Hali: Baran

Saf ve Samimi Sevginin Film Olmuş Hali: Baran
https://preview.redd.it/4486rrw0vgo41.png?width=630&format=png&auto=webp&s=bbaeb79290bc1638487a2d01e12c3a2f565351f0
Aşk mefhumunu cinsellikle ilişkilendirmiş ve evlendirme programlarından aşkın kriterlerini öğrenmiş bir neslin asla idrak edemeyeceği bir film Baran. Ama biraz daha erken doğma şansına sahip olmuşsanız gerçek aşkı yeniden gözleriniz ile görmenin de mutluluğunu yaşatacak size.
Yönetmen Majid Majidi, bir yandan Afganistan’dan İran’a göç eden ve olumsuz şartlarda çalışan Afganlı göçmenlerin sorunlarını ele alırken, diğer yandan da gökten inen rahmet kadar duru bir aşkı sunuyor bizlere. Yine basit görünen bir konudan olağanüstü bir iş çıkarmış Majidi. Hemen her filminde yer verdiği yoksulluk, çaresizlik ve safiyet gibi konulara bu kez afgan işçilerin yaşadığı zorluğu da eklemiş.
Majid Majidi’ nin filmlerindeki içimize işleyen o doğallığın sebebi belki de Holywood filmlerinden alışık olduğumuz çok yakışıklı adamlar ve bakımlı güzel kadınların olmayışındandır belki bilmiyorum. Baran filmi de insana aynı samimiyeti fazlası ile veriyor.
Oyuncularımız, yoldan geçerken kolundan tutulup film setine alınmış kadar sıradan; ama doğal oyunculuklarıyla birçok ünlü oyuncuya şapka çıkarttıracak kadar da yetenekliler. Zira tüm film boyunca tek kelime etmeden, ses çıkarmadan duygu bütünlüğünü izleyiciye verebilmek her oyuncunun harcı değildir.
Sıkıntının, zorluğun, acının, çaresizliğin, hayatta kalabilme dertlerinin içinde aşkın lüks olarak dahi hayatlara sızamadığı bir iklimde, çöllerde bir çiğdem çiçeği gibi filizlenen bir aşkın hikayesi bu.
Bir gölgeyi görerek başlayan aşkı için olabilecek her türlü fedakarlığı ve hatta elinden gelenin fazlasını yapabilen, kimliğinden, isminden, kendisinden vazgeçebilen, aşktan ibaret bir latif. Değil dokunmak, tek bir kelime etmeden, ses dahi duyulmadan içine düşülen, teslim olunan böylesi bir aşk.

Baran Filmi En Güzel Replikleri

“Bir parça ekmeğim var benimle paylaşır mısınız?”
”Sen saçlarını tararsın. Ben seni, puslu aynanın içinde bir resim, ağır ağır uçuşan perdenin üzerinde bir gölge olarak fark ederim. Masal keser dört bir yan. Seni yeşiller içinde bir cennet çiçeği velvelesinde ilk kez gördüğümde, sen o musun, diye sormam bile. Bilirim ki rengini gizlesen kokunu saklayamazsın, perdeni çeksen ışığını boğamazsın. Benim gördüğüm benim rüyamda kalır. Senden şüphelenmek yerine çimento yanığı göz bebeklerimden şüphelenmeyi yeğlerim. Fark ederim aynanın sırtındaki sırrı. Eksiğim gibi durduğunu. Güvercinlerin kanat sesleri inşaat işçilerinin yanık türkülerine karışırken fıtratın dilinde işlemeye başlarım. Bir yanımdan sakinleşir ama bambaşka bir yanımdan taşarım. ”
”Tanıklık bilmek demekti. Kalplerde olanı bilmek ise ağır bir yük.”
“Rahatlık iyidir, peki ya yalnızlık?”
“Yalnız yaşayan Allah’a komşu olur… “
Ezgi Akgül / Fosyoloji FaceBook
Bir başka ailece izlenecek film “Kız kardeşimin Hikayesi / My Sister’s Keeper” için buraya tıklayın.
submitted by fosyoloji to u/fosyoloji [link] [comments]


2020.03.23 07:41 fosyoloji Televizyon Bağımlılığı Ve Toplum

Televizyon Bağımlılığı Ve Toplum
https://preview.redd.it/kgknyismbdo41.png?width=630&format=png&auto=webp&s=b7afb01bbfd97bb914abaa8c6b22201db65076e2
Adnan Bey nikahlı karısı Bihter’e tecavüz edecek diye bir söylenti çıkmıştı, yeğeni Behlül ile işi pişirirken hayran hayran bakan arkadaşlar o gün Adnan Bey’e lanet okumak için işlerini iptal etmişti. Sonra haftalarca Adnan Bey’in ne hayvanlığı ne caniliği kaldı.
YouTube’da en çok izlenen videolar arasında Fatmagül’ün tecavüze uğradığı sahne ilk 10’da geliyor ve çok enteresan yayınlandığı o dönem raitingleri tavan yaptıran erkekler değil, kadınlardı.
Evlendirme programlarının atası Semra Kaynanalı olandı.
Semra kaynana sümüklü oğlu için ülkenin tüm kızlarını elden geçirmiş, ama kimseyi oğluşuna layık bulamamıştı. Oğlu Ata yüksek doz uyuşturucudan ölünce onu bayrağa sardık, tüm kanallardan canlı yayınlattık. Öyle güzel insanlardık (!)
Beyaz Gelincik diye bir dizi vardı, dizide uyuşturucu satan adamı sokakta gören yurdum vatandaşı “yakalayın şu şerefsizi!” diyerek az kalsın adamı linç ettirecekti. Doktorlar dizisinde cerrah olarak rol alan şarkıcıdan sıra almaya çalışanları saymıyorum artık.
Gerçeklik algımızda toplum olarak sorun var buna kimse itiraz edemez.
Öyle olmasa Çakır’ın cenaze namazını kılmaz Polat Alemdar ve Memati’ye üniversitede konferans verdirmezdik. Gerçek ile yalan olanı ayırt etmeye çalışırken çok bocaladığımız oluyor. Çok bocalayınca ani kararlar almamız gerekirken saçmalıyoruz.
Behlül yengesine yürürken “buradan büyük aşk çıkar” fikrine sahip olmasaydık caaanım ednan bey belki boynuzlanmayacaktı ve dizi 3. Bölüm muhtemelen yayından kalkacaktı. Survivor sadece yapılan oyunlardan ibaret olsaydı, muhtemelen NTV spor’da yayınlanacak, caaanım dedikoduları kumpasları kaçıracaktık. Tabi doğal olarak raitingler altüst olmayacakı.
Aynı karakterin başına felç, körlük, kaçırılma, hafıza kaybı, ayrılma, kaynına aşık olma döngüsü her hafta gelmese biz o iğrenç Ankara dizilerine 1500. Bölüm de hala mal mal bakmaya devam etmeyecektik.
Sanırım halk olarak toplum içinde aşağıladığımız her şeyden korkunç bir zevk alıyoruz.
Durum böyle olmasa algının babası yapılan medya bizim bu zaaflarımızdan yararlanmazdı.

Televizyon Bağımlılığı Toplumu Dizayn Etmek İçin Kullanılıyor

Okulların açılması ile yeni sezon diziler ve programlar da kadınların beğenisine sunulacak. Okullar ile aynı anda piyasaya sürülmeleri bile başlı başına bir yazının mevzusu ancak şu gerçeği artık görmemiz ve karar vermemiz gerekiyor.
Güdülmek mi istiyoruz?
Bir neslin ihyası bizim ellerimizdeyken, saçma sapan programlara prim veren bizler bunun hesabını vicdanımıza nasıl vereceğiz?
Yemek yedirirken bile ihtiyaç duyduğumuz televizyon çocuklarda bağımlılık yapınca yine en çok biz üzülüyoruz. Zihni Uyuşuk çocukların ne bize ne devlete ne topluma ne de kendine faydası olmaz.
Ezgi Akgül / Fosyoloji FaceBook
  • Zaaflarımız ile alakalı bir başka yazı için BURAYA tıklayın.
submitted by fosyoloji to u/fosyoloji [link] [comments]


2020.03.22 21:07 fosyoloji Televizyon Bağımlılığı Ve Toplum

Televizyon Bağımlılığı Ve Toplum
https://preview.redd.it/fkoale0i6ao41.png?width=630&format=png&auto=webp&s=b3e18fee8e5bfd42c7461a0a4bd103fa27e83a9b
Adnan Bey nikahlı karısı Bihter’e tecavüz edecek diye bir söylenti çıkmıştı, yeğeni Behlül ile işi pişirirken hayran hayran bakan arkadaşlar o gün Adnan Bey’e lanet okumak için işlerini iptal etmişti. Sonra haftalarca Adnan Bey’in ne hayvanlığı ne caniliği kaldı.
YouTube’da en çok izlenen videolar arasında Fatmagül’ün tecavüze uğradığı sahne ilk 10’da geliyor ve çok enteresan yayınlandığı o dönem raitingleri tavan yaptıran erkekler değil, kadınlardı.
Evlendirme programlarının atası Semra Kaynanalı olandı.
Semra kaynana sümüklü oğlu için ülkenin tüm kızlarını elden geçirmiş, ama kimseyi oğluşuna layık bulamamıştı. Oğlu Ata yüksek doz uyuşturucudan ölünce onu bayrağa sardık, tüm kanallardan canlı yayınlattık. Öyle güzel insanlardık (!)
Beyaz Gelincik diye bir dizi vardı, dizide uyuşturucu satan adamı sokakta gören yurdum vatandaşı “yakalayın şu şerefsizi!” diyerek az kalsın adamı linç ettirecekti. Doktorlar dizisinde cerrah olarak rol alan şarkıcıdan sıra almaya çalışanları saymıyorum artık.
Gerçeklik algımızda toplum olarak sorun var buna kimse itiraz edemez.
Öyle olmasa Çakır’ın cenaze namazını kılmaz Polat Alemdar ve Memati’ye üniversitede konferans verdirmezdik. Gerçek ile yalan olanı ayırt etmeye çalışırken çok bocaladığımız oluyor. Çok bocalayınca ani kararlar almamız gerekirken saçmalıyoruz.
Behlül yengesine yürürken “buradan büyük aşk çıkar” fikrine sahip olmasaydık caaanım ednan bey belki boynuzlanmayacaktı ve dizi 3. Bölüm muhtemelen yayından kalkacaktı. Survivor sadece yapılan oyunlardan ibaret olsaydı, muhtemelen NTV spor’da yayınlanacak, caaanım dedikoduları kumpasları kaçıracaktık. Tabi doğal olarak raitingler altüst olmayacakı.
Aynı karakterin başına felç, körlük, kaçırılma, hafıza kaybı, ayrılma, kaynına aşık olma döngüsü her hafta gelmese biz o iğrenç Ankara dizilerine 1500. Bölüm de hala mal mal bakmaya devam etmeyecektik.
Sanırım halk olarak toplum içinde aşağıladığımız her şeyden korkunç bir zevk alıyoruz.
Durum böyle olmasa algının babası yapılan medya bizim bu zaaflarımızdan yararlanmazdı.

Televizyon Bağımlılığı Toplumu Dizayn Etmek İçin Kullanılıyor

Okulların açılması ile yeni sezon diziler ve programlar da kadınların beğenisine sunulacak. Okullar ile aynı anda piyasaya sürülmeleri bile başlı başına bir yazının mevzusu ancak şu gerçeği artık görmemiz ve karar vermemiz gerekiyor.
Güdülmek mi istiyoruz?
Bir neslin ihyası bizim ellerimizdeyken, saçma sapan programlara prim veren bizler bunun hesabını vicdanımıza nasıl vereceğiz?
Yemek yedirirken bile ihtiyaç duyduğumuz televizyon çocuklarda bağımlılık yapınca yine en çok biz üzülüyoruz. Zihni Uyuşuk çocukların ne bize ne devlete ne topluma ne de kendine faydası olmaz.
Ezgi Akgül
  • Zaaflarımız ile alakalı bir başka yazı için BURAYA tıklayın.
submitted by fosyoloji to u/fosyoloji [link] [comments]


2020.02.14 14:19 karanotlar Sosyalizme Çağrı – Gustav Landauer – 1

Sosyalizme Çağrı – Gustav Landauer – 1

Sosyalizme Çağrı
Landauer’in bu eserinin tarihi 1911. Henüz bir Sovyet “devrim”i yok. Fakat 1. Enternasyonal’de otoriterler ile özgürlükçüler arasında çekişmeler ve tartışmalar olmuş, anarşistler bir komplo ile uzaklaştırılmış ve etkileri devam etmekte. Landauer’in o zamandan bugüne dair gerek Marksizme getirdiği eleştiriler ve gerekse “devrim” denen şeyin ne olduğu ve olması gerektiğine dair fikirleri entelektüel kaygılara sahip insanlar için bugün dahi dikkate değer önemdedir kanısındayım. Bu duygularla iyi okumalar diliyorum.
Alişan Şahin
İkinci Basıma Önsöz
Devrim geldi, gerçi ben onu bu şekilde beklememiştim. Savaş ise tam da beklediğim şekilde geldi ve bu savaşta ben yenilgi ve devrimin amansızca yaklaştığını çok geçmeden gördüm.
Gerçekten içten bir hoşnutsuzlukla söylüyorum: Şimdilerde işbu (kitabım)Sosyalizme Çağrı’da ve dergim Sosyalist’teki makalelerde özde haklı olduğum anlaşılmıştır. Almanya’da siyasal bir devrim henüz gerçekleşmemişti; şu anda tamamlanmıştır ve eğer tepki, yeni imtiyazlı güçlerin yeniden tesis edilmesini sağlayacaksabundan sadece devrimcilerin bilhassa yeni ekonomiyi ve dahi yeni özgürlüğü ve self-determinasyonu (kendi kaderini tayin hakkını) inşa etmedeki yetersizlikleri sorumlu tutulabilir. Tüm Marksist Sosyal Demokrat partiler, tüm çeşitleri dâhil, siyasal pratik ortaya koyma, insanlığın anayasasını ve onun popüler kurumlarını ve emek ve barışı temsil eden bir hükümet kurma (konularında) acz içerisindedirler, tıpkı sosyal hadiselerle ilgili teorik kavrayışa erişememelerinde olduğu gibi. Nitekim bunu, savaş sırasında ve sonrasında, Almanya’dan Rusya’ya, temelde birbirileriyle ilişkili ve ilginç bir biçimde bağlaşık olan militarist heveslerinde ve ruhsuz ve yaratıcı olmayan terör devirlerinde korkunç bir şekilde göstermişlerdir. Bununla birlikte, hem bazı gazete haberleri hem de umudumuzun mağfiret ve mucize için titrek arzusu tarafından öne sürüldüğü üzere, eğer doğruysa, Rus Bolşevikleri, Avusturya’da Friedrich Adler ve Almaya’da Kurt Eisner tarafından sergilenene nazaran, benzer bir biçimde güzel ve hatta daha da dönüştürücü bir büyüme ile, kendilerinin, kendi teorik dogmatizmlerinin ve kısır eylemlerinin üzerinden yükselmiş ve merkeziyetçilik ve militer-proleter otoriter örgütlenmeye karşı federasyona ve özgürlüğe öncelik vermiş; yaratıcı hale gelmiş ve Rus köylüsünün ruhu, Tolstoy’un ruhu, tek bir sonsuz ruh ile (ki bu ruh gerçekte Marksizimden çok devrimin ilahi ruhundan kaynaklanmaktadır) sanayi işçisi (meselesinin) ve içlerindeki ölüm müderrisinin üstesinden gelmiştir. (Devrimin ilahi ruhu) ihtiyacın sıkı denetimi altında ve hızlı mancınığında insanın (özellikle Rus insanının) ruhunda gömülü katmanları ortaya çıkarmış ve bilinçaltı gücün gizli kaynaklarını açmıştır.
kapitalizm, kendisinden beklenen yavaşça ve barışçıl bir şekilde sosyalizme dönüşme ilericiliğini sergilememiştir; ne de ani, mucizevi bir çöküş ile sosyalizm üretmiştir. Ve şer, baskı, hırsızlık ilkesinin ve incelikten yoksun şablonun (rutinin) mucize gerçekleştirmesi nasıl beklenilebilir?
Ayrıca kapitalizm, kendisinden beklenen yavaşça ve barışçıl bir şekilde sosyalizme dönüşme ilericiliğini sergilememiştir; ne de ani, mucizevi bir çöküş ile sosyalizm üretmiştir. Ve şer, baskı, hırsızlık ilkesinin ve incelikten yoksun şablonun (rutinin) mucize gerçekleştirmesi nasıl beklenilebilir? Bu zamanlarda, rutin, habis bir musibete dönüştüğünde, devrime öncülük etmesi gereken, mucizeleri gerçekleştiren ruhtur; bu cihetle, ruh, Alman İmparatorluğu’nun anayasasını bir gecede değiştirmiş, Alman profesörlerinin dokunulmaz bir şekilde kutsal olduğunu düşündüğü hükümet yapısını Alman mülk sahibi ve sanayici olan asilzadelerinin eski dönemlerine indirgemiştir. Hükümet çökmüştür; sosyalizm tek kurtuluştur. Sosyalizm, kesinlikle kapitalizmin gelişmesi (tomurcuk vermesi) sonucunda meydana gelmemiştir; sosyalizm, öz olmayan babasının cesedinin çürüdüğü kapının arkasında bekleyen varis ve reddedilmiş oğuldur. Milli servetin ve görkemli ekonominin zirvesi olarak o güzel toplum bedenine de eklenemez; sosyalizm kaosun ortasında neredeyse hiç yoktan yaratılmalıdır. Çaresizlikle sosyalizme çağrı yaptım; fakat o çaresizliğin içinden büyük bir umut ve neşeli bir çözüm çıkardım ve ben ve benim gibilerin kalplerimizde beslediği çaresizlik daimi bir hale dönüşmedi. Şu anda inşa işine başlaması gerekenler umut, çalışma arzusu ve dayanıklı bir yaratıcılıktan yoksun olmasınlar.
Burada çöküşle ilgili söylenen her şey tümüyle sadece şu anki Almanya’ya ve gönüllü ya da gönülsüz Almanya’nın kaderini paylaşan uluslara uygulandı. Söylendiği üzere, kapitalizm haddizatında kendisine içkin imkânsızlığın sonucu olarak çökmüş değildir; otokrasi ve militarizm ile beraber hareket eden bir grup ulusun kapitalizmi, askeri olarak daha zayıf, kapitalist olarak daha güçlü bir alanda, en nihayetinde kendi halkının popüler öfkesinin volkanik patlaması ile birlikte liberal bir biçimde yönetilen diğer bir ulus grubu tarafından yıkılmıştır. Daha zeki kapitalizm temsilcisi olan diğerinin ve emperyalizmin çöküşünün ne zaman ve ne şekilde olacağına dair kehanette bulunmayacağım. Herhangi bir devrimin gerçekleşmesi için gereken toplumsal sebepler her yerde mevcuttur. Ancak, bir devrimin bir hedefe doğru ilerlemesi ve bir isyandan fazlası haline gelmesi için tek neden olan siyasal özgürlük için duyulan ihtiyaç, demokratik siyasi devrimleri tecrübe etmiş ülkelerde değişken güce sahiptir. Aşağıdakilerin bariz olduğu görünmektedir: bir ülkede özgür politik hareketlilik ne kadar çoksa hükümet kurumlarının demokrasiye uyumu da o kadar fazladır; toplumsal zorluklar, adaletsizlik ve yozlaşma en nihayetinde devrim hayaletini ve neticesinde hepsi de çok gerçek olan iç savaşı ürettiği zaman, sosyalizmi tesis edecek adımlar derhal atılmazsa mücadele de bir o kadar berbat ve verimsiz olacaktır. İlk kez İsviçre’de –savaş, savaş vurgunu, İsveç savaş-ersatzı (ikamesi) ve İsveç olmayan savaş-yolsuzluğu ile çirkin bir tertip içerisinde ortaya çıkan belirtiler, yaratıcı çalışmayı talihsiz bir şekilde zalim aşırılıklardan ve aralıklı (yaşanan ) vahşetten ayırabilecek herhangi biri için yeterince açıktır.
Çünkü devrim sadece siyasal olabilir. Esir edilmiş kitleler, toplumsal baskı ve ekonomik zorluklardan azat olmayı da istemezlerse eğer, devrim onların desteğini kazanamaz. Bununla birlikte, toplumsal kurumların, mülk ilişkilerinin, ekonomi biçimlerinin dönüştürülmesi devrim kanalıyla olamaz. Bu meselelerde, aşağıdan gelen hareket sadece bir şeyleri silkip atar, yok eder ya da terk eder; yukarıdan gelen hareket, devrimci bir hükümet kanalıyla olsa dahi sadece lağveder ve emreder. Oysa sosyalizm yeni bir ruhtan inşa edilmeli, tesis edilmeli, örgütlenmelidir. Bu yeni ruh devrimde fazlasıyla ve tutkuyla bulunmaktadır. Robotlar insana dönüşürler. Soğuk, tahayyülsüz insanlar şevkle ateşlenir. Statükonun tamamı, buna pozitif ve negatif düşünceler de dâhildir, şüpheye kapılır. Daha önce sadece bencil çıkara odaklanan akıl rasyonel düşünüşe dönüşür ve odalarında oturan ya da huzursuzca odalarını arşınlayan binlerce insan hayatlarında ilk kez ortak refah için planlar yapar. Her şey lehte ulaşılabilir olur? İnanılmaz mucize, imkân alanına getirilir. Aksi halde ruhlarımızda, sanatın yapılarında ve ritimlerinde, dinin inanç-yapılarında, rüyada ve aşkta, dans eden ağaç dallarında ve parıldayan bakışlarda saklı olan gerçeklik, bundan böyle memnuniyet için baskı yapar. Fakat, eski tekdüze yolun ve boş taklidin devrimcilerin yerini alacağı ve onları, toplumun dönüştürülmesinin sadece aşk, emek ve sessizlikle mümkün olacağını bilmeyen ya da bilmek istemeyen çınlayan retoriğe sahip kaba jestli sığ, kültürsüz radikallere dönüştüreceği şeklindeki o muazzam tehlike hala ortada durmaktadır.
Acı çeken adam, sen hala bariz ve çocukça kolay çözümün önünde çaresizce duruyor musun? Bu ihtiyaç anında dahi senin de siyasal eylem saatin miydi? Çok uzun zamandır beklediğin için, içgüdülerini yitiren ve akılla aptallaştırılan hayvanlar gibi misin?
Onlar, geçmiş devrimlerin tecrübelerine rağmen bir başka hususu dagözardı etmektedirler. Tüm bu devrimler ulusların büyük bir yenilenmesi, köpüren bir tazelenmesi, yüksek bir noktasıydı; fakat kalıcı sonuçları azdı. Nihayetinde, sadece siyasal hak mahrumiyeti biçimlerinde değişiklik getirdiler. Siyasal özgürlük, olgunluk, samimi gurur, self-determinasyon ve kitlelerin birleştirici bir ruhta organik, tüzel (corporative) insicamı, kamusal yaşamda gönüllü birlikler- tüm bunlar, sadece büyük bir uyum ile, ekonomik ve toplumsal adalet ile, sosyalizm ile elde edilebilir. Hristiyanlığın tüm insanların çocuklarının köken, haklar ve kader bakımından eşitliğini teyit ettiği çağımızda gerçek toplumlardan (community) müteşekkil milletler topluluğu (commonwealth) nasıl olabilir; kölelik, mirastan mahrumiyet ve sürgün her şekil ve kılıkta var olmaya devam edecekse, tümüyle kendi kendini gerçekleştiren, heveslice ilerlemeci erkeklerin ve derin, güçlü kadınların dinamik ruhu ile dolu özgür bir kamusal yaşam nasıl olabilir?
Ruhu iktidara taşıyan ve onu en güçlü zorunluluk ve belirleyici uygulama kılan siyasal devrim, sosyalizm için, yenilenmiş bir ruhla koşulların değişmesi için yolu açabilir. Fakat resmi buyruklar insanıen fazla hükümetin köleleri olarak ordu-benzeri bir ekonomiye dahil eder; yeni adalet ruhu kendi ekonomi biçimlerini yaratmalıdır. Burada mülahaza, uzun vadeli bir bakış açısıyla anın ihtiyaçlarını kapsamalı ve onları gayretli bir biçimde şekillendirmelidir. Önceden sadece bir ideal olan, devrimden doğan yenilenme çalışması ile gerçekleşir.
Sosyalizm için ihtiyaç ortadadır. Kapitalizm çökmektedir. Kapitalizm artık işlememektedir. Kapitalin işlediği aldatmacası bir baloncuk gibi patlamıştır. Kapitalisti kendi iş türüne, servetini tehlikeye atmasına, teşebbüsün liderliğine ve yönetimine çeken tek şey, yani kar, kapitalisti artık çekmemektedir. Kapitalin, çıkarın, tefeciliğin çağı sona ermiştir; deli savaş karları ölüm dansıydı. Almanyamızda helak olmayacaksak, kelimenin tam manasıyla helak olmayacaksak tek kurtuluş bencil olmayan, kardeşlik ruhu ile yapılan, uygulanan ve örgütlenen emek, gerçek emektir. Emeğin yeni biçimleri geliştirilmeli; emek, sermayeye ödenen haraçtan azat edilmelidir; fasılasız yeni değerler ve yeni gerçeklikler yaratılmalı, doğanın ürünlerini insan ihtiyaçları için dönüştürmelidir. Emeğin verimlilik çağı başlıyor; eğer böyle değilse yolun sonuna gelmişiz demektir.
Teknoloji hem uzun zamandır hem de yeni keşfedilen doğal güçleri insanın hizmetine sunmuştur. İnsanlar dünyayı ne kadar çok ekip biçip ürünlerini dönüştürürse hasat da o kadar zengin olur. İnsanlık onurluca ve bakım olmaksızın yaşayabilir. Kimse kimsenin kölesi olmak zorunda değildir, kimse dışlanmak ve mirastan mahrum edilmek zorunda değildir. Emek, yaşamın aracı, çetin bir işkenceye dönüşmek zorunda değildir. Herkes ruha, tine, oyuna ve Tanrıya açık olarak yaşayabilir. Devrimler ve onların acı verici uzun, baskıcı tarih-öncesi bize öğretmiştir ki sadece en uç sıkıntılar, sadece tam bir ümitsizlik hissi insan kitlelerinin aklını başına getirir, o akıl ki akıllı insanlar ve çocuklar için her zaman doğal bir biçimde gelir; eğer bu mukadder saatte, akıl, sosyalizm, ruhani liderlik ve bu ruhaniyete riayet insanın aklına düşmezse, hangi dehşetleri, yıkımları, zorlukları, afetleri, vebaları, yangınları ve vahşi zalimlikleri beklemeliyiz?
Şimdi, en büyük ihtiyaçtan en büyük erdemin nasıl tesis edilmesi gerektiğini ve de kapitalizm çöküşü sonrasında yeni emek şirketlerini ve yaşayan kitlelerin baskılayıcı ihtiyaçlarını tüm dünyaya haykıracağım.
Asalak efendi olagelen sermaye, hizmetçiye dönüşmelidir – fakat bu, toplumu, karşılıklılığı, takas eşitliğini temsil eden bir sermaye biçimi olmalıdır. Acı çeken adam, sen hala bariz ve çocukça kolay çözümün önünde çaresizce duruyor musun? Bu ihtiyaç anında dahi senin de siyasal eylem saatin miydi? Çok uzun zamandır beklediğin için, içgüdülerini yitiren ve akılla aptallaştırılan hayvanlar gibi misin? Böbürlenen kibrinde ve kalbinin miskinliğinde var olan hatayı hala görmüyor musun? Yapılması gerekenin ne olduğu o kadar açık ve basittir ki her çocuk bunu anlar. Vasıtalar oradadır; etrafına bakan kim olursa olsun onu görür. Devrime yol açan ruhun zorunluluğu büyük tedbirler ve taahhütler üzerinden bize yardımcı olabilir. Bu ruha boyun eğin; küçük çıkarlar buna engel olmamalıdır. Fakat tümüyle uygulanması koşulların ve hatta kitlelerin ruhları üzerinde birikmiş yığınla moloz tarafından engellenmektedir. Devrimi getirmek ve mevcut sistemi çökertmek için bir yol açıktır, hiç olmadığı kadar açıktır: küçük çapta işe başlamak için ve gönüllü olarak, derhal, tüm taraflar, sizler çağrılıyorsunuz, sizler ve arkadaşlarınız!
Aksi halde sonumuz gelmiştir: sermaye ekonomik koşullar, hükümet talepleri ve uluslararası yükümlülükler yüzünden geri dönüşlerini kaybetmektedir; bir ulusun diğer uluslara ve kendi kendisine borçlu oluşu finans politikasında daha fazla borç ile ifade bulmaktadır. Fransa, büyük devrim zamanında, toprakların dağıtılması ve serflikten azat yoluyla serbest bırakılan teşebbüs ve işteki neşe ile başlayan büyük uyum ile eski rejimin (ancien regime) borçlarında ve kendi finansal çalkantısında muazzam bir iyileştirme gerçekleştirmiştir. Bizim devrimimiz toprakları büyük ölçüde dağıtabilir ve dağıtmalıdır. Yeni ve yeniden canlandırılmış çiftlik ahalisi yaratabilir ve yaratmalıdır, fakat muhakkak işte ve teşebbüste kapitalist sınıf neşesini veremez. Kapitalistler açısından devrim sadece savaşın sonudur: çöküş ve yıkım. Kapitalistler, onların sanayi müdürleri ve satıcıları sadece gelirlerini kaybetmekle kalmaz ham maddelerini ve dünya pazarını da kaybederler. Ayrıca, sosyalizmin negatif bileşeni orada durmaktadır ve hiçbir güç bu bileşeni yeryüzünden silemez: işçilerin eksiksiz, sürekli artan gönülsüzlükleri, esasen kendilerini kapitalist koşullar altında kiralamaya devam etme noktasındaki ruhsal yetersizlikleri…
Dünyada hiçbir şey ama hiçbir şey iyilik kadar böylesi bir karşı konulamaz fetih gücüne sahip değildir. Siyaseten geri zekâlıydık, en kibirli ve en kışkırtıcı dalkavuklardık; bizim için ortaya çıkan zarar, kaderin kaçınılmazlığı ile birlikte efendilerimize karşı bizleri öfkelendirmiş, devrime sevk etmiştir.
O halde sosyalizm, inşa edilmelidir; çöküşün ortasında, tehlike, kriz, doğaçlama durumlarında, eyleme konulmalıdır. Şimdi, en büyük ihtiyaçtan en büyük erdemin nasıl tesis edilmesi gerektiğini ve de kapitalizm çöküşü sonrasında yeni emek şirketlerini ve yaşayan kitlelerin baskılayıcı ihtiyaçlarını tüm dünyaya haykıracağım. Sadece kendilerini işçiler olarak gören sanayi proleterlerini, dar kafalılıkları, vahşi inatçılıkları, uzlaşmazlıkları ve entelektüel ve duygusal yaşamlarının kabalığı, pozitif ekonomik örgütlenme ve teşebbüslerin liderliği için mesuliyet sahibi olmayışları ve yetersizlikleri nedeniyle azarlamaktan geri durmayacağım. İnsanı suçluluktan aklayıp toplumsal koşulların yaratıkları olarak ilan ederek kişi, toplumun zikredilen ürünlerini, olduklarından daha farklı kılmaz. Bununla birlikte yenidünya, insanların nedenleriyle değil insanların bizzat kendileri ile inşa edilecektir. Bu harekete yardım etmek için, alçak gönüllülükle, ustalıkla ve cansiperane, toplum ve şahsi özgünlük ruhuyla, hükümet ve belediye yetkililerine, kooperatiflerin ve büyük fabrikaların liderlerine, teknik ve ticari çalışanlara ve müdürlere, avukatlara ve mevcut sistemde rolleri gereksizleşecek memurlara çağrı yapmayı tehir edeceğim. Şimdilerde para politikası ismiyle bilinen hükümetin kâğıt para basımını ve özellikle, sözüm ona bu parada oluşturulan işsizlik tazminatını keskin bir biçimde eleştireceğim. Gerçi her sağlıklı insan, daha önce hangi mesleği yapmış olursa olsun, toplumu en büyük tehlikeden korurken, ne mümkünse inşa edilip planlanma yapılmalı iken, yeni ekonominin inşasına dâhil olmalıdır. Kapitalizmin işsizleri, kurutuluşu sağlaması gereken acil ekonominin ihtiyaç duyduğu pozisyonlara yönlendirilebilsinler diye şu anki verimsiz askeri bürokrasinin kullanılmasını tavsiye edeceğim; gerçekliğin toplumsallaşmasına ve kurtulmasına yol açacak olan en güçlü devrimci enerjiyi çağıracağım. Bu noktada kısa bir ön özet yapmama izin verin: müteakip çağrılarımda ve onu tamamlayan Sosyalist’teki makalelerimde defalarca tekrar ettiğim üzere sosyalizm tüm ekonomi ve teknoloji biçimlerinde mümkündür ve gereklidir. Kapitalizmin ne sınai ve ticari teknolojisine ne de bu canavarlığı üreten zihniyete ihtiyacı vardır. Sosyalizmin başlaması gerektiği için ve de ruh ve erdemin gerçekleşmesi hiçbir zaman kitlevari ve normal olmadığı için, daha çok azınlığın sırf kendini feda etmesinden ve öncülerin yeni girişimlerinden kaynaklandığından dolayı sosyalizm, kendisini yoksulluktan ve işteki neşeden kendisini arındırmalıdır. Sosyalizmin iyiliği için kırsal yaşama ve sanayi, zanaat ve tarımın birleştirilmesine geri dönmeliyiz, kendimizi korumak ve adaleti ve toplumu öğrenmek için. Peter Kropotkin’in, önemli ve şimdilerde meşhur kitabı Tarla, Fabrika, Atölye adlı kitabında yoğun toprak ekimi ve entelektüel emeğin ve el emeğinin birleştirilmesine ilişkin yöntemleri bize öğretmiştir. Ayrıca tüm yeni kredi biçimleri ve parasal işbirlikleri (monetary cooperative) şu anda, en köklü ihtiyacımızda ve yaratıcı hazla test edilmelidir. İhtiyaç, gönüllü olarak fakat kıtlık tehlikesi altında, yeni bir başlangıç ve inşa talep etmektedir ki bunlar olmadan kayboluruz.
Son bir sözü, en ciddi olanı eklememe izin verin. En büyük zorluğu en büyük erdeme dönüştürürsek ve kriz yüzünden gerekli kılınan acil emeği sosyalizmin koşullu başlangıcına dönüştürürsek, aşağılanmamız onurumuza tahvil edilecektir. Yenilgi ve yıkımdan yükselen sosyalist cumhuriyetimizin muzaffer ulusların ve elan kapitalizme adanmış güçlü ülkelerin arasında nasıl ayakta kalacağı sorusunu göz ardı edelim. Yalvarmayalım, hiçbir şeyden korkmayalım, çekinmeyelim. Uluslararasında harekete geçelim, tıpkı Tanrı’ya ve dünyaya hizmet etmek için Tanrı ve dünya tarafından terkedilen Eyüp’ün ıstırabıyla harekete geçmesi gibi. Ekonomimizi ve toplumumuzun kurumlarını inşa edelim ki böylelikle zor işten ve kıymetli bir yaşamdan zevk alalım. Bir şey kesindir: bizler açısından yoksullukta işler yolunda giderken, ruhlarımız memnunken, diğer tüm uluslardaki fakir ve onurlu insanlar, her biri bizim örneğimizi takip edeceklerdir. Dünyada hiçbir şey ama hiçbir şey iyilik kadar böylesi bir karşı konulamaz fetih gücüne sahip değildir. Siyaseten geri zekâlıydık, en kibirli ve en kışkırtıcı dalkavuklardık; bizim için ortaya çıkan zarar, kaderin kaçınılmazlığı ile birlikte efendilerimize karşı bizleri öfkelendirmiş, devrime sevk etmiştir. Dolayısıyla bir anda, yani bize vuran darbede, liderlik üstlendik. Sosyalizme giden yolu göstermeliyiz; örneğimizden gayri ne ile öncülük edebiliriz? Kaos burada. Yeni eylemler ve kargaşa ufukta belirmiş durumda. Zihinler uyanıyor, ruhlar sorumluluğu kabul ediyor, eller eyleme geçiyor. Devrim yeniden doğuşu getirsin. Yeni kadar başka hiçbir şeye bu kadar ihtiyaç duymadığımız için, bilinmeyen karanlıktan ve derinliklerden yükselen yozlaşmamış insanlar, bu yenileyiciler, saflaştırıcılar, kurtarıcılar ulusumuzda eksik olmasınlar. Devrim sen çok yaşa, büyü ve zorlu, harika yıllarda yeni seviyelere yüksel. Uluslar, görevlerinden, yeni koşullardan, tarih öncesi, ebedi ve koşulsuz derinliklerinden yeni, yaratıcı ruhla, gerçekten yeni koşullar yaratan yeni ruhla dolu olsun. Devrim; dini, insanları mutlu eden, kurtaran ve imkânsız durumların üstesinden gelen eylem, yaşam, aşk dinini üretsin. Hayatne ifade eder? Yakında öleceğiz, hepimiz ölüyoruz, hatta hiç yaşamıyoruz. Kendimizden ne çıkardığımızdan, kendimizle ne yaptığımızdan gayri hiçbir şey yaşamaz. Yaratım yaşar; yaratılan değil, sadece yaratıcı yaşar. Dürüst ellerin eylemi ve saf, hakiki bir ruhun idaresi dışında hiçbir şey yaşamaz.
Münih, 3 Ocak 1919
Gustav Landauer
Devam Edecek
Çev: Nesrin Aytekin
İtaatsiz.org’un notu: Bu makale serisi Türkçede itaatsiz.org’da hakkında yayınlanmış kısa bir biyografik yazı dışında (Gustav Landauer’in Komüniter Anarşizmi – Larry Gambone) başka yazı ya da eseri bulunmayan komüniter ve mistik temayüle sahip anarşist Gustav Landauer’in “Sosyalizme Çağrı” kitabıdır. Bu eserinin şimdiye kadar kitap olarak basılması “Marksizm” hayranı bazı yobaz kafalardan dolayı mümkün olmadı. Çevirisini, Nesrin Aytekin’in diliyle, burada sunuyoruz.
https://itaatsiz.org/2020/02/02/sosyalizme-cagri-1-gustav-landaue
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2019.11.19 12:13 fragmanlife Guvercin Dizisi Oyunculari Kadrosu ve Listesi

Güvercin dizisi 24 Kasım Pazar akşamı ilk bölümü ile Star Tv ekranlarında izleyicisi karşısına çıkacak. Senaryosunu Hayat Bilgisi dizisinde de senarist olarak görev alan Halil Özer’in yazdığı Güvercin dizisinin çekimlerine 12 ekim 2019 pazar günü Gaziantep’te başlamıştı.
Pastel filmin yapımcılığında ekranlara gelecek olan Güvercin dizisinin yönetmen koltuğunda Altan Dönmez otururken dizide umutsuz bir aşk hikayesini anlatılacak.
Güvercin Dizisi Hikayesi Güvercin dizisinde bir kan davasının kanına bulanan Kenan ve Zülüf aşkı anlatılacak. Kenan’ın babasını Zülüf’ün babası 15 yıl önce öldürmüştür. Bedir 15 yıl hapiste yatıp çıkmıştır. Tam Beidr hapisten çıkınca Bedir’in oğlu Müslüm Kenan’ın kız kardeşini kaçırır. Müslüm ile Nefise ise bir birlerine aşıktır ve aileleri arasında ki kan davasından habersizdirler. Kevsa hapisten çıkan Bedir’den intikam almak için beklerken bir de kızı kaçırılınca iyice kontrolden çıkar. Kevsa’nın küçük oğlu Ökkeş de Bedir’in kızını kaçırır ve kardeşi gelene kadar onu bir kör kuyuda tutar. Kenan ise kardeşi Ökkeş’ten kuyu da ki kızın yerini öğrenir ve görür görmez aşık olacağı Zülüf’ kurtarır.
Güvercin Dizisi Oyuncuları Mehmet Ali Nuroğlu (Kenan) Mehmet Ali Nuroğlu Güvercin dizisi oyuncu kadrosuna dahil oldu. Son olarak Sen Anlat Karadeniz dizisinde hayat verdiği Vedat Sayar karakteri ile çok sevilen Mehmet Ali Nuroğlu Çukur dizisinin de yeni kötü karakteri oldu. Mehmet Ali Nuroğlu Çukur dizisinde Timsah Celil olarak yer alacak. Mehmet Ali Nuroğlu 40 yaşındadır ve İstanbul doğumludur.
Kuruluş Osman Nerede Çekiliyor? Dizi Seti Nerede? İşte Detaylar Kuruluş Osman Nerede Çekiliyor? Dizi Seti Nerede? İşte Detaylar
Kenan genç yaşta işlemediği bir suçtan hapis yatan ve çıktıktan sonra da ailesinin tüm yükünüz üzerine alan mert bir gençtir. Önce babasını sonrada çok sevdiği bir insanı kaybetmiştir. Kevsa’nın büyük oğlu Ökkeş’in ve Nefise’in abisidir. Kenan kardeşi Ökkeş’in acımadan kuyuya attığı Zülüf’ü görecek onu kuyudan çıkaracak ve ona ölesine bir sevda besleyecektir.
Almila Ada (Zülüf) Almila Ada 4 Ağustos 1994 de İstanbul da doğmuştur. 25 yaşında olan Almila Ada Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Bale bölümü mezunudur. İyi bir sporcu olan Almila Ada oyuncuktan önce düzgün fiziği ile ünlü markaların modeli olarak çalışmıştır. Kaderimin Yazıldığı Gün dizisi ile oyunculuğa başlayan Almila Ada kendi şansını kendi yaratanlardan. Kaderimin Yazıldığı Gün seçmelerinde kendini gösteren Almila Ada 2017 de ise Kırgın Çiçekler dizisinde yer almış ve çok beğenilmiştir. 2017 de ise Adı Efsane dizisinde Melis karakteri ile yer almıştır. Almila Ada son olarak 2018 de Bir Deli Rüzgar dizisinde Melike’nin gençliği olarak izleyicisi karşısına çıkmıştır. Her ne kadar Bir Deli Rüzgar dizisi tutmasa da Almila Ada bu dizi ile çok sevilmiş ve kazanmıştır.
Zülüf 24 25 yaşlarında İstanbul’da eğitim almış bir güvercin kadar naif ve kırılgan bir kızdır. İstanbul’da eğitimini tamamladıktan sonra aile bağları kuvvetli olduğu için Gaziantep’e geri dönmüştür. İyi niyetli ve akıllı bir kızdır. Özgürlüğüne düşkündür.
Nursel Köse (Kevsa) Nursel Köse denilince akıllara Avlu dizisinde hayat verdiği Kudret karakteri gelmektedir. Aslında izleyici Nursel Köse’yi Paramparça dizisinde hayat verdiği Keriman karakteri ile yakından tanımıştı; ama Kudret karakteri galiba Keriman karakterini bastırdı. 1961 de Malatya’da doğan Nursel Köse daha 17 yaşındayken üniversite eğitimi için Almanya’ya gitmiştir. Köln Üniversitesinde Mimarlık eğitimlerini tamamlayan Nursel Köse aslında tiyatroyu en çok Almanya’da çok sevdi. Eğitimi sırasında oyunlarda yer alan Nursel Köse oyunculuğa olan yeteneğini böylece fark etti. Mimarlık yaparken bir anda kendini tiyatroya adadı ve kurduğu tiyatro topluluğu ile bir çok ülkede Almanca olarak sahnelere çıktı. İlk olarak Türkiye’de Kavak Yelleri dizisinde Nur karakteri ile yer alan Nursel Köse daha sonra Kartallar Yüksek Uçar dizisinde Mebrure olarak hep aykırı kadınların temsilcisi oldu. 2014 yani Paramparça’ya gelene kadar bir çok sinema filminde de oynayan Nursel Köse özellikle Kötü Yol dizisinde ki Bedia karakteri ile Paramparça yapımcısının sonra da Paramparça dizisi ile tüm Türkiye’nin dikkatini çekmeyi başardı.
Kevsa burnunun dikine giden havalı, kibirli ve hırslı bir kadındır. Kenan’ın annesidir üç çocuğu vardır. Eşini kaybetmiştir. Eşini kaybettikten sonra eşinin ölümünden sorumlu tuttuğu Bedir ve ailesine karşı içinden büyük bir kin beslemektedir.
Genco Özak (Ökkeş) Kocamın Ailesi dizisine hayat verdiği Can karakteri ile tanınan Genco ÖZAK’ı 22 Kasım 1986 İstanbul doğumludur ve 33 yaşındadır. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi tiyatro ve oyunculuk bölümü mezunu olan Genco ÖZAK’ı Çalgı Çengi filmi ile de yapımcıların dikkatini çekmiştir. 1,84 boyunda ve 79 kg olan Genco Özak Vatanım Sensin dizisinde Mehmet karakterine hayat vermesi ile büyük bir üne kavuşmuştur. Genco Özak son olarak Söz dizisinde Kopuk karakterine hayat vermiş ve milyonlarca kişilik bir hayran kitlesine sahip olmuştu.
Ökkeş babasız büyüyen yetim bir gençtir. Abisi Kenan’dan çok farklı olarak içi babasının katili Bedir’e karşı öfke ile doludur. Çoğu zaman öfkesine hakim olamaz ve öldürmekten ve ölmekten çekinmez.
Menderes Samancılar (Bedir) Menderes Samancılar 1954 Adana doğumludur ve 65 yaşının içindedir. Fotoromanlar ile oyunculuğa başlayan Menderes Samancılar bir çok sinema filminde yer alsa da Asmalı Konak dizisi Menderes Samancılar’ın ekranlarda tanınmasına büyük katkı sağlamıştır. 2014 de Urfalıyım Ezelden dizisinde yer alan Menderes Samancılar son olarak Çukur dizisi oyuncu kadrosuna konuk oyuncu olarak Mahsun’un babası Kadir rolü ile girmiştir.
En son Poyraz Karayel dizisinde yer alan Burçin Terzioğlu ile en son Muhteşem İkili dizisinde yer alan İbrahim Çelikkol’un Güvercin dizisinde başrol oynayacağı medyada yüksek sesle dillendiriliyor. Daha önce Gizem Karaca ve Seçkin Özdemir’e teklif götürdüğü ancak bu ikili ile anlaşılamadığı gelen bilgiler arasında. Bakalım Burçin Terzioğlu ve İbrahim Çelikkol ikilisi partner olmayı kabul edecek mi bekleyip göreceğiz.
Bedir Kevsa’nın kocasını öldürmüş ve 15 yıl hapis yattıktan sonra çıkmıştır. Kızı Zülüf ve oğlu Müslim ile mutlu olmak tek hayalidir.
Gülen Karaman (Zeliha) Gülen Karaman 1962 doğumludur ve 57 yaşındadır. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarından mezun olan Gülen Karaman bir çok projede Nebahat Çehre’nin seslendirmesini yapması ile tanındı. Kavak Yelleri dizisinde Leman karakterini oynamıl ve oyunculukta da başarısını ispat etmiştir.
Zeliha Bedir’in çileli karısıdır. Zülüf ve Müslüm’ün annesi olan Zeliha 15 yıl hapisteki kocasına bakmış aynı zamanda da evlatlarını büyütmüştür.
Berke Üsdiken(Müslüm) Berke Üsdiken başarılı ve genç bir tiyatro oyuncusudur. Mimar Sinan Güzel Sanatlar fakültesi oyunculuk bölümü öğrencisidir. Son olarak Don Kişot’um Ben tiyatro oyununda yer almıştır. Berke Üsdiken ilk olarak Güvercin dizisinde hayat vereceği Müslüm karakteri ile televizyonda yer alacak.
Müslüm Bedir ile Zeliha’nın yakışıklı oğludur. Can düşmanlarının kızı Nefise’ye gönlünü kaptırmış ve Nefise’yi abilerine rağmen kaçırmıştır; ancak planları beklediği gibi gitmeyecek ve Nefise’nin abisi de Müslüm’ün kız kardeşi Zülüf’ü kaçıracak ve bir kuyuya atacaktır.
Eslem Akar (Nefise) 23 Mart 1998 de İstanbul’da doğan Eslem Akar 21 yaşındadır. Bahçeşehir Üniversitesinde Mimarlık eğitimi alan Eslem Akar 4N1K dizisinde hayat verdiği Yelda karakteri ile tanınmıştır. İlk olarak Trt 1 de yayınlanan Sende Gitme dizisi ile ekran karşısına çıkan güzel oyuncu Avlu dizisinde hayat verdiği Ecem olarak çok sevilmiştir. Eslem Akar son olarak Tek Yürek dizisinde yer almış ve Deniz karakterine hayat vermiştir.
Güvercin dizisinde Nefise güzeller güzeli ve hayat dolu bir kızdır. Nefise Kevsa’nın kızı ve Ökkeş’in de kardeşidir. Müslüm’e aşık olan Nefise aralarında ki kan davasına rağmen Müslüm ile kaçar.
Dilan Telkök (Betül) Dilan Telkök 16 Eylül 1995 de Sakarya’da doğmuştur. İlk olarak Evlat Kokusu dizisi ile ismini duyuran güzel oyuncu 2019 yılı itibari ile 24 yaşındadır. Belçika da uzun yıllar yaşayan Dilan Telkök Sakarya’da Alman Dili ve Edebiyatı eğitimini almıştır. Muhteşem Yüzyıl Kösem dizisi ile oyunculuğa başlayan Dilan Telkök 2017 de Nerdesin Birader dizisinde yer almış ama dizi tutmamıştır. Dilan Telkök son olarak Halka dizisinde İrem karakteri ile yer almış ve dizi tutmasa da Dilan Telkök büyük beğeni toplamıştır.
Betül Ökkeş’in sevdiği kadındır. Ökkeş’in içinde ki bu büyük öfke Betül ile Ökkeş arasında ki en büyük engeldir. Her şeye rağmen Betül Ökkeş’e büyük bir aşk ile bağlıdır. Yasak Elma Fragman Kadın Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Elimi Bırakma Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Dizi Fragmanlar Yeni Fragmanlar Sesli Chat Zalim İstanbul Fragman Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.17 20:27 fragmanlife Gamsiz Hayat Dizisi Hikayesi ve Oyunculari

Gamsiz Hayat Dizisi Hikayesi ve Oyunculari Yapımcılığını, ekranlarda rating rekorları kıran birçok diziye imza atan Koliba Film’in üstlendiği Gamsız Hayat'ın yönetmenliğini Hakan Gürtop üstleniyor.
Gamsız Hayat’ın, başrollerini Ceyda Ateş (Ela), Ali Aksöz(Mert) ve Ahmet Rıfat Şungar(Kaan) paylaşıyor. Show TV’nin merakla beklenen dizisinin zengin kadrosunda ise Itır Esen(Nazan), Dilara Öztunç(Nurcan), Güzide Arslan(Seda), Hakan Ummak(Neco), Alara Bozbey(Aslı) ve Kenan Acar(Arda) rol alıyor
Ahmet Rıfat Şungar Aşk Ve GuruKadir Yılmaz/Ahmet Rıfat Şungur Yakışıklı, karizmatik, bıçkın ruhlu bir adam. Modifiye edilmiş arabasıyla mahallenin havalı gençlerinden. Amatör lig takımlarından birinde futbolcu. Oldukça başarılı ve gelecek vadeden bir sporcu. Son zamanlarda Süper Lig takımlarının ilgisini çekmeye başlamış. Yakın zamanda büyük kulüplerden birine transfer olmasına kesin gözüyle bakılıyor. Türkan’a feci şekilde aşık. Aralarındaki yaş farkını umursamıyor bile. Türkan aralarına mesafe koymaya çalışsa da ne olursa olsun bir gün Türkan’ı elde edeceğinden neredeyse emin. Onunla bir hayat sürebilmek için göze alamayacağı şey yok. Diğer kadınların kendisine gösterdiği ilgi umurunda değil. Ahmet Rıfat Şungur Kimdir, Kaç Yaşında? 9 Temmuz 1983 yılında İstanbul’da doğan Ahmet Rıfat Şungar, 1.82 boyunda ve yengeç burcudur. Kartal Süleyman Demirel Anadolu Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nü kazanmış ve mezun olmuştur. Ahmet Rıfat Şungar, dünyaca ünlü yönetmen Nuri Bilge Ceylan’a 61’inci Cannes Film Festivali’nde ‘En İyi Yönetmen’ ödülünü kazandıran ‘Üç Maymun’ adlı filmin baş karakterlerinden İsmail’i canlandırmıştır. Televizyonda ‘Hatırla Sevgili’, ‘Es Es’, ‘Merhamet’ gibi popüler dizilerle tanınan Ahmet Rıfat Şungar, son olarak, Aşk ve Gurur dizisinde Kadir karakterini canlandırmaktadır. Ahmet Rıfat Şungur’un Oynadığı Diziler Sırlar Dünyası/Sır Kapısı/2002 Hatırla Sevgili/Ali/2006 Kaybolan YıllaMehmet/2006 Es Es/Uras/2009 KaradağlaCemal Karadağ/2010 Bir Ömür Yetmez/Ömer Batu2011 Merhamet/Atıf Birsel/2013 Gamsız Hayat/Kaan/2015 Ahmet Rıfat Şungur’un Oynadığı Filmler JanJan/Yusuf/2007 Üç Maymun/İsmail/2008 Adını Sen Koy/Seslendirme/2009 Yazlık (Kısa film)/Rıfat/2009 Beş ŞehiŞevket/2009 Unutma Beni İstanbul/2011 Gözetleme Kulesi/Seslendirme/2012 Şirket (Kısa film)/K./2012 Soğuk/Enve2013 Deniz Seviyesi/Burak/2014 Kumun Tadı/Mehmet/2014 Randevu (Kısa film)/Ölüm/2015 Wong Kar Wai Üzerine Kısa Bir Film (Kısa film)/ Harun/2015 Le Chant des Hommes/Mokta2015
Itır Esen Şükran, ailesini her şeyin üstüne koyan bir kadın. Ailenin reisi Faruk gibi gözükse de aslında gizli reisi Şükran. Kızının gayrimeşru çocuk doğurmasını engellemek için Cengiz’le arasını yapan o. Bunu yaparken amacı ailesinin dağılmasını önlemek. Bu yaptığından dolayı kendini hala kötü hisseden Şükran, o günden beri Alev’le olan ilişkisini de toparlayamamış. Bu yüzden ikili sık sık karşı karşıya geliyorlar. Ailesini korumak Şükran’ın her zaman öncelikli amacı.
Levent, yıllar sonra karşısına çıkan eski aşkı Asiye’nin isteğiyle, oğlu Kaan’ı fabrikadan alır. Kaan, cezasının bittiğini düşünerek sevinir. Ancak onun için asıl tehlike, Aslı’nın Tayfun Hoca olayıyla ilgili bildikleridir. Mert ise, Ela yüzünden intihar etmiş görünen Tayfun abisinin başına gelenleri aydınlatmak için hayatının oyununu oynamaya başlar. Ela’nın kendisine olan ilgisini kullanacağı bu aşk oyununda, en önemli yol haritası Tayfun’un günlüğüdür. Ancak Ela’nın köydeki babaannesini ziyaret etmek için yaptıkları romantik yolculuk, ikisinin de duygularını beklenmedik şekilde etkileyecektir. Yaşanan aksilikler sonucu, aynı gece Mert’in söz verdiği halde Nurcan’ın doğum günü kutlamasına gidememesi ise, ölümcül bir tehlikeye sebep olacaktır.
Gamsız Hayat”ın ilk bölümünde; Ela, Kaan ve Arda, özel üniversitede okuyan üç sıkı arkadaştır. Aynı üniversitede asistan olan Tayfun ise, öğrencisi Ela’ya umutsuzca âşıktır! Bunu bilen üç arkadaş, sırf eğlenmek için, sonunun faciaya varacağını düşünemedikleri tehlikeli bir oyuna girişirler. Bu oyunun sonuçları, Ela’yı vicdan azabından kıvrandırırken, Kaan ve Arda’yı da beklenmedik gerilimli durumlara sürükler. Tayfun’un yaşadığı yoksul mahallenin delikanlısı Mert, onu gerçek bir ağabey gibi görmektedir. Acıdan deliye dönmüş olan Mert, olayların hiç de göründüğü gibi olmadığından şüphelenir ve Tayfun abisini bu hale getiren kişileri bulup intikam almaya yemin eder. Bu sırada kader, Mert’e ve kim olduklarından bihaber peşinde olduğu üç gence büyük bir sürpriz hazırlamaktadır!
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.17 20:08 fragmanlife Yeni Gelin Dizisi Hikayesi ve Oyunculari

Yeni Gelin Dizisi Hikayesi ve Oyunculari Şehirli genç bir kızın yeni gelinlik hallerini konu alan Yeni Gelin'de başrolleri Jessica May ve Tolga Mendi paylaşıyor. Dizide Mustafa Avkıran, Dağhan Külegeç, Sema Keçik, Lale Başar, Renan Bilek, Yonca Şahinbaş, Burçin Bildik, Zeynep Kankonde, Esin Gündoğdu, Murat Kocacık ve daha birçok ünlü oyuncu da yer alıyor. Dizisinin senaryosunu Ersoy Güler yönetmenliğini ise Tülay Kocatürk ve Ersoy Güler üstleniyor.
Jessica May Yeni Gelin/Bella Öztürk/Jessica May “Yeni gelin, sevdalı gelin, saf, masum, biçare gelin...”
Türkiye Büyük Elçisi bir babayla, yüksek sosyete bir annenin İspanya’da dünyaya gelmiş biricik kızıdır. Bilgili ve görgülü olmasının yanı sıra aşırı sevecen, cana yakın ama bir o kadar da sakardır. Hayatının aşkının terkesine atlayıp Çukurova’ya kadar gözü kapalı gelmiştir. Konaktaki şer ittifakı gözünü açacak diye beklenirken onun gözleri, aşktan daha bir kör olmuştur. Ona göre herkes özünde iyi insandır. Şer ittifakının başı Möhteber bile... Onun iyiliği, herkesi iyi etmeye yetecek midir?
Jessica May Kimdir, Kaç Yaşında? Jessica May, 5 Aralık 1993 yılında Paranacity'de doğdu. Kitap okumak ve ata binmeyi seven Jessica, 1.75 boyunda, yeşil gözlü ve yay burcudur.
Biyolojik Bilimler Bölümü'nü kazanan Jessica May, kariyerine model olarak devam etmek için eğitim hayatına ara verdi
Köpekleri çok seven Jessica May, özellikle sokak köpeklerine elinden geldiğince bakmaya çalışıyor. En büyük hayallerinden biri sokakta bulduğu köpeklerden bir hayvan çiftliği kurmak.
15 yaşına kadar çiftlikte büyüyen Jessica'nın öğretmen olan annesi ve çiftçi olan babası Brezilyalıdır. Ayrıca veterinerlik okuyan bir erkek kardeşi vardır.
Türkiye'yi gezmekten ve farklı kültürleri tanımaktan keyif alan Jessica'nın farklı şehirleri görmek, sıcak ilişkiler kurmak yapmak istediği planları arasında.
Jessica May, Show TV'nin yeni dizisi Yeni Gelin'de, Türkmen Aşireti'ne gelin giden genç bir kızı oynayacak.
Tolga Mendi Yeni Gelin/Hazar Bozok/Tolga Mendi “Hikayemizin Romeo’su, Çukurova’nın modern ağası...”
Bella’nın prensi, Bozok Aşireti’nin varislerinden biridir. Doğduğu toprakların gözü pekliğini, yüreği karalığını almış; dayatmalarına ise her daim karşı çıkmıştır. Öyle ki, bir anda vurulduğu yarı İspanyol Bella’yı takıp koluna konağa gelin diye getirmiştir. Hazar, ölümüne aşık; ailesi ölümüne inatçı. Ama Hazar daha inatçı. Çünkü ona göre aşk, her savaşı mutlak zafere taşıyacaktır.
Tolga Mendi Kimdir, Kaç Yaşında? 23 Mart 1993 yılında doğan Tolga Mendi, 1.86 boyunda, 80 kilo ve Koç burcudur. İlgi alanları; fitness, sinema ve tiyatrodur.
İsmail Safa Özler Almanca Anadolu Lisesi'nden mezun olan başarılı oyuncu daha sonra Çukurova Üniversitesi İnşaat Mühendisliği'nde okumaya başlamıştır.
2 dönem oyunculuk eğitimi alan Tolga Mendi, Show TV'de Acı Aşk dizisinde yer almıştır. Tolga Mendi, Yeni Gelin'de Hazar karakteriyle izleyicilerinin karşısına çıkacak.
Mustafa Avkıran Yeni Gelin/Kalender Bozok/Mustafa Avkıran “Bozok Aşireti’nin Mezopotamya Yürekli Türkmen Reisi…”
Dağ gibi, kale gibi dimdik dursa da, evlatları için kireç taşı misali ufalanır yüreği… Koca aşireti, tek lafıyla hizaya sokar sokmasına da, üç kadınla baş etmek kolay mı? Hem de biri Kürt, biri Arap, biri de Laz… Mezopotamya yürekli dediysek boşuna demedik…
Mustafa Avkıran Kimdir, Kaç Yaşında? 1963 yılında Gaziantep’te doğdu. 1983 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nden mezun oldu. Mezun olduktan sonra İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda çalışmaya başladı. Bir yandan da Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndaki yüksek lisansını tamamladı. Mustafa Avkıran, 1987 yılında ‘Küçük Prens’ oyununda başladığı yönetmenlik hayatına İstanbul, Van, Ankara, Antalya, Bursa ve Trabzon Devlet Tiyatroları, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Bakırköy Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nda devam etti. 1993-1995 yılları arasında Antalya Devlet Tiyatrosu’nda müdürlük yaptı. Sanat üretimiyle uzun yıllarını geçirdiği Devlet Tiyatroları’nda yaptığı işlerle; birçok ödül kazandı. 1995 yılında ilk sinema filmi, ‘Sokaktaki Adam‘ ile 32. Altın Portakal Film Festivali'nde ve 18. Siyad Türk Sineması Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü aldı. Bu filmi, sonrasında ‘Cumhuriyet’, ‘Kayıkçı’, ‘İstanbul Kanatlarımın Altında’, ‘Hayatının Tek Yolculuğu’, ‘Mutluluk’, 'Av Mevsimi’, ‘Hadi baba Gene Yap’ ve ‘Delibal' gibi başarılı filmler takip etti. Mustafa Avkıran’ın Oynadığı Diziler Yeni Gelin/Kalender Bozok/2017 Filinta/2015 Sevdam Alabora/2015 Kaçak/2013 Kuzey Güney/2011 Karakol/2011 Yaprak Dökümü/2009 Ezo Gelin/2006 Kayıt Dışı/2005 Beni Bekledinse/2003 Kınalı Ka2002 Kurşunkalem/2000 Yılan Hikayesi/2000
Dağhan Külegeç Yeni Gelin/Kağan Bozok/Dağhan Külegeç “Bozokların en büyük varisi, kardeşinin gölgesini yırtmaya çalışan bir büyük abi… ”
Şirketlerin ve işlerin yükü onun üzerindedir. İçten içe hep kardeşi Hazar’ı kıskanmıştır. Çünkü Hazar, onun yaşayamadığı hayatı yaşamaktadır. Kağan ise hiçbir zaman Hazar gibi isteklerinin ve tutkularının peşinden gidecek gücü kendinde bulamamıştır. Her ne kadar Hazar’ı yerden yere vursa da, Hazar’ın başı tehlikeye girdiğinde ilk o koşar, yardımına.
Dağhan Külegeç Kimdir, Kaç Yaşında? Dağhan Külegeç, 18 Ekim 1978 yılında İstanbul'da doğmuştur. Eğitimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde tamamlamıştır. 2002 yılında G.A.G. programında yardımcı yönetmen, 2003 yılında ise Over Game adlı bilgisayar oyunu programında sunucu olarak çalıştı. Genç oyuncunun rol aldığı ilk tv dizisi, 2003-2004 yılları arasında kadrosunda bulunduğu Lise Defteri oldu. Serhat karakterini canlandırdığı Lise Defteri’nde 27 bölüm oynayan Külegeç, bu dizinin sona ermesinin ardından kadrosuna katıldığı Hırsız Polis dizisinde canlandırdığı Jilet karakteri ile 2005-2006 yılları arasında sevenlerinin karşısına geçti. Dağhan Külegeç’i asıl popülerliğine kavuşturan yapım ise, 2007 yılında başlayan ve 2011 yılına kadar devam ettiği Kavak Yelleri dizisi olmuştur. Bu projeden sonra 2014 yaz sezonunda Kiraz Mevsimi adlı dizide rol almış, aynı dönemde Ayşe Erbulak ile birlikte Erbulak Oyunculuk ve Yazarlık Evi’ni kurmuşlardır. 11 Mart’da Show TV ekranlarına gelecek Yeni Gelin dizisinde Kağan karakterini canlandırmaktadır.
Sema Keçik Yeni Gelin/MöhtebeSema Keçik “Kalender’in ilk karısı; şeytanın pabuç tedarikçisi, alicengiz oyunlarının oyun kurucusu… ”
Kalender’in ilk göz ağrısı... Mecazi değil, Möhteber, gerçekten Kalender’in dinmek bilmeyen ağrısıdır. En çok da baş ağrısı... Bozok’ların düşmanı Duran Aşiretindendir. İki düşman aşirete barış köprüsü olacağına tüm köprüleri yakmıştır. Artık hayattaki en ulvi amacı -kendi tabiriyle bela gelin- Bella’yı bir an önce konaktan def etmektir.
Lale Başar Yeni Gelin/Kamilla Öztürk/Lale Başar “Avamlık, cehalet ve köylülük düşmanı. Sosyetenin Çukurova’da parlamaya çalışan neferi”
Bella’nın asilzade annesi, tam bir İspanyol hanımefendisidir. Otoriter yapısından mütevellit kocası ve kızının bütün haklarına el koymuş, onlar üzerinde her konuda söz sahibi olmuştur. Bella, Hazar’la evlenerek bu ipoteği hayatının üzerinden kaldırsa da kurtuluşu hiç kolay olmayacaktır. Çünkü hiçbir kavga, Kamilla daha son sözünü söylemeden bitemez.
Renan Bilek Yeni Gelin/Kamil Öztürk/Renan Bilek “Devletlerin temsilcisi, kendi hayatının sadece izleyicisi...”
İlk görev yeri olan İspanya’da hayatının aşkı Kamilla’yla tanışmış, bu vesileyle de prensesimiz Bella’nın babası olmuştur. Kamil yıllarca kılıbıklığın doruklarında yaşamış, sosyal hayattaki statüsünü eve girerken portmantoya asmak zorunda kalmıştır. Kim bilir belki Çukurova’da esen rüzgar, Kamil’e iyi gelir, ona taa derinlere gömdüğü maçoluğu hatırlatır.
Yonca Şahinbaş Yeni Gelin/Asiye/Yonca Şahinbaş “Kalender’in son karısı, Bella’nın gözdeşen kaynanası”
Kocasını da, oğlu Hazar’ı da kimselerle paylaşamaz o. Karadeniz’in koca dalgalarıyla besler hem inadını hem de kıskançlığını. Bella’yla Hazar’ın divane aşkına dellenip de ortalığı birbirine katacak, Bella’ya değil konağı, koca Çukurova’yı dar edecektir. Memleketinin tabiriyle, çok fena garıdur haaa!
Zeynep Kankonde Yeni Gelin/Ayşe/Zeynep Kankonde “Kalender’in ortanca karısı; konağın işveli, cilveli, şuh kahkahası…”
Valla ondaki özgüven kimsede yok, bizden demesi... Kocasını iki kadınla daha paylaşsa da pastanın en büyük payını kendisinin aldığına inanır. Kadınlığını, bir cephanelik gibi kullanıp o pastadan o payı alır. Hayattaki ulvi amacı, Möhteber’e yanaşıp Asiye’yle aşık atmaktır.
Zeynep Kankonde Kimdir, Kaç Yaşında? Zeynep Kankonde, 1 Nisan 1980 Eskişehir doğumludur. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı Sahne Sanatları bölümünde oyunculuk eğitimi almıştır. Birçok sinema,tiyatro ve tv projesinde görev almıştır. Deniz Çakır ile birlikte yer aldığı 'Bütün Kadınların Kafası Karışık' adlı tiyatro oyunu İstanbul başta olmak üzere, birçok ilde seyirci karşısına çıkmaya devam etmektedir.
Zeynep Kankonde Oynadığı Diziler 2017/Yeni Gelin 2016/Altınsoylar 2015/Tutar Mı Tutar 2015/Kiraz Mevsimi 2014/Ulan İstanbul 2013/Kayıp 2012/2 Yaka 1 İsmail
Zeynep Kankonde Oynadığı Filmler 2016/Görümce/Kıvanç Baruönü 2016/Bir Baba Hindu/Sermiyan Midyat 2016/Dedemin Fişi/Meltem Bozoflu 2015/Senden Bana Kalan/Abdullah Oğuz
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.15 02:27 fragmanlife Yasak Elma Dizisi Konusu ve oyunculari

Yasak Elma Dizi Konusu; Zeynep (Sevda Erginci) ve Yıldız (Eda Ece) birbirine çok düşkün ama hayalleri birbirinden tamamen farklı olan iki kardeştirler. Yıldızın hayatı sosyetenin kraliçesi Ender Argunla (Şevval Sam) tanışınca değişir. Ender, Yıldızı kocası Halit Argundan (Talat Bulut) kurtulmak için kullanmaya karar vermiş ve Yıldıza hayatının teklifini sunmuştur.
Yıldızın hayatında bunlar olurken, Zeynepin çalıştığı firma Alihan Taşdemir (Onur Tuna) tarafından satın alınır. Alihan son derece kibirli, ukala, zengin bir iş adamıdır. Zeynep ve Alihanın zıtlıkları kısa zamanda bir etkileşime dönüşür. Zeynepin bilmediği şey ise Alihanın Halitin ortağı ve ikinci karısının kardeşi olmasıdır.
Yıldızın vereceği karar sadece kendini değil Zeynepi de etkileyecektir.
Yasak Elma dizidi oyuncuları;
Halit Argun (Talat Bulut) Ender Argun (Şevval Sam) Alihan Taşdemir (Onur Tuna) Yıldız Yılmaz (Eda Ece) Zeynep Yılmaz (Sevda Erginci) Zehra Argun (Şafak Pekdemir) Caner Çelebi (Barış Aytaç) Şengül Doğan (İrem Kahyaoğlu) Sinan (Kıvanç Kasabalı) Zerrin Taşdemir (Nilgün Türksever) Erim Argun (İlber Kaboğlu) Lila Argun (Ayşegül Çınar) Lal Uzun (Tuğçe Koçak)
Talat Bulut kimdir? Halit Argun Talat Bulut Talat Bulut Halit Argun Türkiye’nin en zengin adamlarından biridir. İyi, çalışkan ve saygın bir iş adamıdır. Tek sorunu çapkınlığıdır. Güzele, gençliğe çok meraklıdır. Yanında hep bakımlı ve güzel bir kadın görmeye alışmıştır. Evli olduğu kadınlara boşanırken tek kuruş vermeyen, mücevherleri bile kendi özel kasasında korumaya alan garantici biridir. Kadınların ilgisi olmadan yaşayamaz ve kadınlar tarafından ilgi görmek ve sevilmek ister.
Talat Bulut Kimdir?
Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu, seslendirme sanatçısı Talat Bulut, 23 Mart 1956 yılında Kars’ın Sarıkamış ilçesinde doğdu. Eğitimini, Hacettepe Üniversitesi, Elektronik Mühendisliği bölümünde sürdürürken 2. sınıfta yarıda bırakan Talat Bulut, sanat yaşamına 1975 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu'nda Dimitrov adlı oyunda sahneye çıkarak başladı. Uzun süre AST bünyesinde çalışan sanatçı, Türkân Şoray'ın teşvikiyle kamera karşısına geçerek Hazal filmiyle sinemaya adım attı. Bir dönem Türk sinemasının üretkenliğinin azaldığı süreçte etkinliklerine ara verdi. Kaliteli filmlerde oynamayı tercih eden Talat Bulut; halen sinema ve dizi filmlerde rol almanın yanı sıra seslendirme çalışmaları da yapmaktadır. Geniş izleyici kitlesiyle tanışmasına neden olan film Manisa Tarzanı'dir.
Talat Bulut'un Oynadigi Diziler Yasak Elma / Halit / 2018 Göç Zamanı / Yılmaz / 2015 Göç / Yılmaz / 2012 Kasaba / Mümtaz / 2009 Annem / Musa / 2007-2008 Saklambaç / Coşkun / 2005 Aşk Olsun / Timur / 2003
Talat Bulut'un Oynadigi Filmler Vezir Parmağı / 2016 Mucize / Mahir / 2014 Mutluluk / İrfan / 2007 Melekler Evi / Ahmet / 2000 Abuzer Kadayıf / Abdo / 2000 Cemile / 1996 Manisa Tarzanı / Ahmet Bedevi / 1994 Herşeye Rağmen / Hasan / 1988 Buralı Olmayan Biri / 1988 Kurtar Beni / Salih / 1987 Yunus Emre / Yunus Emre / 1986 Yapayanlız / 1986 Su / Merdan / 1986 Son Urfalı / Şehmuz / 1986 Prenses / Talat / 1986 Kuyucaklı Yusuf / Yusuf / 1985 Kurbğgalar / Ali / 1985 Karanfilli Naciye / Tarık / 1984 Firar / Mahmut / 1984 Fidan / Engin / 1984 Derman / Tahsin / 1983 Çayda Çıra / Yusuf / 1982 Yaşamak Seninle Güzel / Aydın / 1982 Göl / Hasan / 1982 Yılani Öldürseler / Ali / 1981 Takas / 1980 Beni Böyle Sev / Murat / 1980 Hazal / 1979
Şevval Sam kimdir? Ender Argun Şevval Sam Şevval Sam Ender Argun Sosyetik tanımının sözlükteki gerçek karşılığı ve tam bir cemiyet kadınıdır. Güzelliğinin doruğundayken de Halit Argun gibi çapkın, evli ve milyarder iş adamının yanına sekreter olarak girmeyi başarmıştır. Enerjisi, becerisi, çalışkanlığı ve kadınlığıyla da yıllardır hayalini kurduğu hayata Halit’ten hamile kalarak ve bunu bir süre gizleyerek kavuşmuştur. Paraya ve güce aşıktır.
Şevval Sam Kimdir?
11 Kasım 1973 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Annesi şarkıcı Leman Sam, babası Selim Sam'dır. İlk ve ortaokulu Etiler’deki Hasan Ali Yücel İlkögretim Okulu'nda okumuştur. Zincirlikuyu İnşaat Teknik ve Yapı Meslek Lisesi Restorasyon bölümünden mezun olmustur. Üniversiteyi, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik bölümünde okuyarak bitirmiştir. 1993 – 1998 yilları arasında oynayan "Süper Baba" adlı dizideki rolüyle büyük beğeni toplamıştır. Şevval Sam 2006 yılında yayınladığı "Sek" adlı stüdyo albümüyle müzik kariyerine adım attı. 2007 yılında "Istanbul's Secrets" adlı 2. albümünü, 2008 yılında "Karadeniz" adlı 3. stüdyo albümünü çıkarmıştır. Sam, 2010 senesinde 70'lerin arabesk sarkılarını kendine has tarzıyla, yorumladığı "Has Arabesk" albümünü çıkardı. Arabesk müziğinin karakterine uygun olarak hiçbir elektronik enstrümanın kullanılmadığı albümde, Orhan Gencebay'dan, Ferdi Tayfur'a, Gülden Karaböcek'ten, Esengül ve Müslüm Gürses'e kadar dönemin ikon haline gelmiş arabesk sanatçılarının, arabesk tarihinde iz bırakmış, şarkılarına yer verilir. Birçok dizide rol alan Şevval Sam, ayrıca reklam filmlerinde de rol aldı.
Şevval Sam'ın Oynadığı Diziler Yasak Elma / Ender / 2018 Bodrum Masalı / Yıldız / 2016 Kara Kutu / Adalet / 2015 Acayip Hikayeler / 2012 Yalan Dünya / 2011 Derman / Derman / 2008 Yaşanmış Şehir Hikayeleri / Ece / 2006 Çocuğun Var Derdin Var / Zeynep / 2004 Müjgan Bey / Müjgan / 2004 Yıldızların Altında / Türkan / 2002 Karaoğlan / 2002 Gülbeyaz / Gülbeyaz / 2002 Aşkın Dağlarda Gezer / Kajal / 1999 Feride / Feride / 1996 Süper Baba / Deniz / 1993
Şevval Sam'ın Oynadığı Filmler Black Horse Memories / 2015 Yüreğine Sor / 2009 Siyah Beyaz / Ayten / 2009 Yaşamın Kıyısında / 2007 Martılar ve Istanbul / Pınar / 2000
Onur Tuna kimdir? Alihan Taşdemir Onur Tuna Onur Tuna Alihan Taşdemir İstanbul’un en gözde ve en yakışıklı bekarıdır. Gittiği her yerde dikkatleri üzerine toplar. Kadınlar etrafında pervanedir. Mükemmeliyetçidir, asla hata kabul etmez. İşinde acımasızdır, ikinci bir şansı asla vermez. Hayatta değer verdiği ve güvendiği kişiler azdır. Acımasız görünmekten hoşlanır. İnsanların ondan çekinmesini ister.
Onur Tuna Kimdir?
Onur Tuna, 16 Temmuz 1988 tarihinde Çanakkale’de doğmuştur. 9 Eylül Üniversitesi Iktisat Fakültesi'nde lisans eğitimini tamamlamıştır. Ege Üniversitesi Konservatuvar'ında Sanat Müziği ses eğitimi de almıştır. Gitar çalmasını bilen Onur Tuna’nın "Acın Verdi" ve "Tıpkı Sen" şarkıları dışında 70'e yakın şarkısı vardır. 1,95 boyunda olan Onur Tuna, ortaokul yıllarından itibaren lisanslı voleybol ve basketbol oynamıştır. Ortaokul ve lise yıllarında tiyatro oyunlarında yer almaya başlayan Tuna, İzmir’de üniversite okurken 4 yıl profosyonel mankenlik yaptı. İzmir Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde oyunculuk eğitimi aldı. Senaryosunu Mahsun Kırmızıgül’ün yazdığı 2011 yılında yayınlanan “Hayat Devam Ediyor” adlı dizide Sıraç Bakırcı karakterini canlandırdı. 2014 yılında başrolleri Farah Zeynep Abdullah ve Engin Akyürek’in paylaştığı “Bir Küçük Eylül Meselesi” adlı sinema filminde rol aldı. 23 Aralık 2014 tarihinde yayınına başlayan Bir Osmanlı Polisiyesi olan “Filinta” adlı dizide "Filinta Mustafa" karakterini canlandırmıştır.
Onur Tuna'nın Oynadığı Diziler Yasak Elma / Alihan / 2018 Cesur Yürek / Ömer / 2016 Filinta "Bin Yılın Şafağında" / Mustafa / 2015 Filinta " Bir Osmanlı Polisiyesi" / Mustafa / 2014 Hayat Devam Ediyor / Sıraç / 2011-2012
Onur Tuna'nın Oynadığı Filmler Bir Küçük Eylül Meselesi / Atıl / 2014
Eda Ece kimdir? Yıldız Yılmaz Eda Ece Eda Ece Yıldız Yılmaz Gencecik yaşına rağmen hayatından sıkılmıştır. Ona göre mutluluğun anahtarı zengin bir koca bulup evlenmek ve lüks içinde bir hayat yaşamaktır. Sosyeteye ve lüks insanlara hayranlık duyar. Yıllar sonra Ender’in teklifiyle hayatının değişebileceğini anlayıp, aklını Halit’i tavlamak ve onun karısı olabilmek için kullanacaktır.
Eda Ece Kimdir?
20 Haziran 1990'da İstanbul'da doğmuştur. Şişli Terakki Lisesi ve ardından İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümünü bitirdikten sonra, Sanat Tarihi üzerine ders aldı ve bir galeride çalışmaya başladı. Ayrıca okul yıllarında tiyatro kollarına üye olan ve oyunlarda görev alan Eda Ece, bir gün oynamış olduğu bir tiyatro oyununda menajer Tümay Özokur'un dikkati çekerek oyunculuk teklifleri almıştır.
Eda Ece'nin Oynadığı Diziler Yasak Elma / Yıldız / 2018 Ali Ekber Cevahir / Eda / 2017 İlişki Durumu: Karışık / Elif / 2015 Beni Böyle Sev / Zeyno / 2013-2014 Pis Yedili / Günçiçek / 2011-2013 Aşkın Mucizeleri / 2004 Mihriban / 2002
Eda Ece'nin Oynadığı Filmler Deliha 2 / 2018 Yol Arkadaşım / Aysun / 2017 Salur Kazan: Zoraki Kahraman / 2017 Mahrumlar / Ela / 2016 Kocan Kadar Konuş: Diriliş / Ceren / 2016 Görümce / Deniz / 2016 Deli Dumrul / 2016 Kocan Kadar Konuş / Ceren / 2015 Kızım İçin / Tuba / 2013 Mahpeyker Kösem Sultan / 2010
Sevda Erginci kimdir? Zeynep Yılmaz Sevda Erginci Sevda Erginci Zeynep Yılmaz Yıldız’ın iki yaş küçük kız kardeşidir. Yıldız kadar gösterişli ve süslü değildir. Daha doğal, yaşının gerektirdiği gibi olan bir kızdır. Zeynep’te insanları etkilen şey karakteridir. Dürüst, çalışkan, akıllı, idealisttir. Haksızlığa gelemez. Karşısında patronu da olsa, ortada bir haksızlık varsa bunu söyler. Lafını esirgemez, korkmaz. Çok akıllı ve beceriklidir.
Sevda Erginci Kimdir?
Sevda Erginci, 3 Ekim 1993 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. 15 yaşından itibaren oyunculuk ve tiyatro ile ilgilenen Sevda Erginci'nin tiyatro ile ilk buluşması Semaver Kumpanya'da çocuk tiyatrosunda "Paki ve Sevgi Çiçekleri" oyunu ile olmuştur. 1,5 yıl oyunculuk eğitimi almıştır.
Sevda Erginci'nin Oynadığı Diziler Yasak Elma / Zeynep / 2018 Ver Elini Aşk / Ayperi / 2017 Hayat Bazen Tatlıdır / Sevda / 2016 Karagül / Ayşe / 2013-2015 Veda / Lamia / 2012 Koyu Kırmızı / Ayşe / 2012
Sevda Erginci'nin Oynadığı Filmler Uzaklarda Arama / Nazlı / 2015
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.03 16:59 fragmanlife Avlu Dizisi Oyunculari Konusu Kim Kimdir Oyuncu Kadrosu

Avlu dizisi oyuncu kadrosu hikayesi nedir Star TV'de Avlu başlıyor! Avlu fragmanı izle konusu oyuncu kadrosu nedir yanıtları haberimizde! Gerek konusu gerekse iddialı oyuncu kadrosuyla dikkatleri üzerine çeken Avlu oyuncu kadrosu ve konusuyla merak ediliyor. Star TV’nin yeni dönem dizilerinden biri olmaya aday Avlu dizisinden 3 fragman geldi. Avlu konusunu ele alacak olursak dizi, yılların sağır kaldığı adaletini kendisi sağlamaya çalışmış bir kadının ceza evine girişini konu alıyor. “Avlu” özgürlüğünden vazgeçmek zorunda kalan bu kadınların 3.sayfa haberlere yansımayan, mutsuzluğun acı ile yarıştığı Karakuyu’da kendi düzen ve kendi hukuklarına karşı verdikleri yaşam mücadelesini konu alıyor.
AVLU DİZİSİ NE ZAMAN BAŞLIYOR?
Başrollerine Demet Evgar, Ceren Moray, Nursel Köse, Kenan Ece, Teoman Kumbaracıbaşı gibi başarılı isimlerin yer aldığı Avlu dizisi ilk bölümü ile 22 Mart Perşembe günü saat 20.00'de Star TV ekranlarında olacak.
AVLU OYUNCULARI KİMDİR?
Oyuncular: Demet Evgar, Ceren Moray, Nursel Köse, Kenan Ece, Teoman Kumbaracıbaşı, Ruçhan Çalışkur, Deniz Barut, Eslem Akar, Şeyla Halis, Ayça Damgacı, Onuryay Evren Tan, Hülya Şen, Ümmü Putgül, Efsane Odağ, Mihrimah Cankur, Çiğdem Benli, Billur Pınar Yılmaz, Hüseyin Turunç
AVLU KONUSU
Tanıtım, yılların sağır kaldığı adaletini kendisi sağlamaya çalışmış bir kadının ceza evine girişini konu alıyor. “Avlu” özgürlüğünden vazgeçmek zorunda kalan bu kadınların 3.sayfa haberlere yansımayan, mutsuzluğun acı ile yarıştığı Karakuyu'da kendi düzen ve kendi hukuklarına karşı verdikleri yaşam mücadelesini konu alıyor.
Avlu dizisinin başrollerinde Demet Evgar, Nursel Köse, Ceren Moray, Kenan Ece, Ruçhan Çalışkur ve Teoman Kumbaracıbaşı gibi deneyimli ve yetenekli isimler yer alıyor.
25 yıldır 140 ülkede yayınlanan Prisoner adlı diziden ülkemize uyarlanan projenin yönetmen koltuğunda Yüksel Aksu oturuyor; Seda Altaylı Turgutlu televizyona uyarlıyor. Bir dönem yayınlanan Parmaklıklar Ardında dizisindeki gibi hapishanede çekilen yeni dizi hapishane dramına odaklanıyor.
Avlu Konusu Dizinin genel hikayesi, ”Hapishane Dramı”.. Dizi, Hapishane ortamıyla ilk defa tanışan ve kızından ayrılmanın üzüntüsünü yaşayan bir kadının etkileyici hikayesine odaklanıyor.
Avlu Oyuncuları Demet Evgar;
19 Mayıs 1980 Manisa doğumlu oyuncu İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü mezunudur. Daha önceden Çiçek Taksi, Yedi Numara, Tatlı Hayat, Bütün Çocuklarım, Emret Komutanım, 1 Erkek 1 Kadın ve Vatanım Sensin gibi dizi projelerinde rol almıştır.
Ceren Moray;
5 Haziran 1985 İstanbul doğumlu oyuncu Haliç Üniversitesi Konsevatuarı Tiyatro Bölümü mezunudur. Deneyimli oyuncu daha önceden Serseri Aşıklar, Nefes Nefese, Doktorlar, Kavak Yelleri ve O Hayat Benim gibi dizi projelerinde rol almıştır.
Kenan Ece;
24 Aralık 1980 İstabul doğumlu oyuncu Tiyatro ve Ekonomi eğitimi almıştır. Başarılı oyuncu daha önceden Masumlar, Deli Saraylı, İzmir Çetesi, Krem, Son, Güllerin Savaşı, Kalp Hırsızı ile Küçük Ağa’nın kadrosunda yer almıştır.
Nursel Köse;
29 Mart 1961 Malatya doğumlu oyuncu Köln’de Mimarlık Bölümü’nden mezun olmuştur. Daha önceden Kavak Yelleri, Kalpsiz Adam, Karadağlar, Al Yazmalım, Kötü Yol ve Paramparça’nın kadrosunda yer almıştır.
Rüçhan Çalışkur;
13 Şubat 1947 Trabzon doğumlu oyuncu Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunudur. Usta oyuncu daha önceden Ihlamurlar Altında, Cemile, Rüya Gibi, Parmaklıklar Ardında, Canan, Şüphe, Benim İçin Üzülme, Yılanların Öcü ve Yeter gibi dizi projelerinde rol almıştır.
Teoman Kumbaracıbaşı;
18 Ekim 1971 Arjantin doğumlu oyuncu Gemi İnşaatı Mühendisliği Bölümü mezunudur. Oyunculuğa tiyatro ile başlayan deneyimli oyuncu daha önceden Fi, Hayat Bazen Tatlıdır, Kördüğüm, Güneşin Kızları, Bir Zamanlar Osmanlı Kıyam’ın kadrosunda yer almıştır.
Gamze Topuz;
8 Ekim 1983 Adana doğumlu oyuncu Türvak’ta Tiyatro eğitimi almıştır. Daha önceden En İyi Arkadaşım, Beşinci Boyut, Aşk ve Ceza, Türk Malı, Mavi Kelebekler, Cesur Hemşire, Güzel Çirkin, Evli ve Öfkeli ile Hayat Bazen Tatlıdır gibi dizi projelerinde rol almıştır.
Ayça Damgacı;
1 Ocak 1973 İstanbul doğumlu oyuncu İstanbul Üniversitesi Tiyatro Bölümü mezunudur. Başarılı oyuncu daha önceden Canım Ailem, Güldünya, Aramızda Kalsın ile O Hayat Benim’in kadrosunda yer almıştır.
Şeyla Halis;
13 Ocak 1977 İstanbul doğumlu oyuncu Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde Tiyatro eğitimi almıştır. Deneyimli oyuncu daha önceden Cennet Mahallesi, Akasya Durağı, Görgüsüzler, Yol Arkadaşım, Yahşi Cazibe, Zengin Kız Fakir Oğlan ve Seven Ne Yapmaz gibi dizi projelerinde rol almıştır.
Onuryay Evren Tan;
19 Mart 1974 Ankara doğumlu oyuncu Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Oyunculuk Bölümü mezunudur. En son Çanakkale Yüzyıllık Mühür dizisinde rol alan başarılı oyuncu daha önceden Yasak,Bir Çocuk Sevdim, Parmaklıklar Ardında, Sensiz Olmuyor ve Kınalı Kar’ın kadrosunda yer almıştır.
Hülya Şen;
1 Ocak 1968 Balıkesir doğumlu oyuncu Dokuz Eylül Üniversitesi Tiyatro Bölümü mezunudur. En son Kalbimdeki Deniz’in kadrosunda izlediğimiz başarılı oyuncu daha önceden O Hayat Benim, Küçük Kadınlar, Sevda Tepesi ve Zerda gibi dizi projelerinde rol almıştır.
Deniz Barut;
10 Mart 1983 Denizli doğumlu oyuncu Şahika Tekand Studio’da oyunculuk eğitimi almıştır. En son Hayatımın Aşkı dizisinde rol alan başarılı oyuncu daha önceden Son Çıkış, Kara Para Aşk, Anneler ile Kızları, Lale Devri ve Elde Var Hayat’ın kadrosunda yer almıştır.
Eslem Akar (Ecem);
23 Mart 1998 İstanbul doğumlu genç oyuncu daha önceden Sen de Gitme adlı dizinin kadrosunda yer almıştır.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2018.05.16 04:14 ersagburada Ersağ Parfümleri

🎏🎑🎊PARFÜME DAİR MERAK ETTİKLERİMİZ VE ERSAĞ PARFÜMLERİNİN TERCİH İHTİMALLERİ
✨Parfüm yüzyıllardır insanların tercih ettiği hoş kokulara verilen isim. Bu hoş kokuları, kimi daha güzel kokmak için, kimi rahatsız edici vücut kokusunu engellemek için, kimi kendini daha iyi hissetmek için kullanır. Daha bir çok nedenden tercih edilen parfümlerde bir çok insanın takıldığı konu; "hangi parfüm?" sorusudur. Bu soruda karşı tarafa olarak cevap vermek çoğu zaman çok zordur. Kişisel deneyimle "evet bu benim kokum" denilebilecek bir konu da, hele hele uzaktan parfüm önermek oldukça zordur.
Bu araştırma konumuz üzerine yaklaşık iki aydır çalışıyorum. Elbette bir çok kaynağa müracaat ettim, bir çok yazı okudum konuya dair ancak bu paylaşımın bir farkı var. Hem de bu güne kadar parfüme dair yazılan çizilen pek çok yazıdan ayrılan bir fark.. Ersağ Isparta Büro müşteri temsilcimiz Cemile Çoğal'ın tespitleri doğrultusunda hazırlanmış olması bir çok Ersağ Kullanıcısına ışık olacak diye düşünüyorum. Ersağ parfümlerini tek tek ele aldık ve kimler hangi tercihi yapabilir sorusuna cevap olabilecek bir yazı hazırladık. Ayrıca fotoğraf çekimi için oldukça uğraştık. Fotoğraf çekimlerinde de yardımcı olan Sevgili Cemile'ye teşekkür ediyorum. Ancak hemen belirtmem gereken bir konu var ki; konumuz parfüm... Dolayısıyla yüzde yüz böyledir diyemeyeceğimiz bir konudur bu. Yani en güzeli parfüm isteyen kişilerin denemesini sağlamak. Bu konuda da unutulmaması gereken karşımızda ki denemek istediğin de bile bizim konuya dair bilgi sahibi olmamız çok önemli.
Parfümle ilgili bu yazıda; "Parfüm kullanırken nelere dikkat etmeliyiz? Parfümler içinde ki alkol nedir? Parfümlerde "nota-notalar" nedir? Ersağ Parfümlerini seçerken Yaş, Ten Rengi, Kişinin Karakterine göre tercih edilen parfümler nelerdir? " Sorularına cevap olmasına özen gösterdik.
✳️PARFÜM KULLANIRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER;✳️
❎Temiz tene uygulayın Parfümün güzel kokması için kullanılan bölgenin temiz olması gerekiyor. Etkileyici ve güzel bir kokunun ilk şartı temiz bir ten. Özellikle banyodan sonra sürülen parfüm çok daha kalıcı oluyor. Çünkü ciltteki gözenekler banyodan sonra açılıyor ve kokuyu daha iyi emiyor. Ayrıca banyo esnasında parfümün yan ürünlerini kullanmak, kokunun kalıcılığını arttırmaya yardımcı oluyor.
❎Güzel kokmak için parfümü doğru yere sıkın Parfümün kalıcılığını arttırmak ve uzun süre güzel kokmak için bedeninizdeki doğru yerleri tespit etmek gerekiyor. Nabzın attığı yerler parfümün kalıcılığını ve güzel kokuyu destekleyen en iyi yerlerdir. Bilekler, boyun, göğüs arası, kulak arkası ve diz araları daha sıcak ve nemli bölgeler olduğu için parfüm bu bölgelerde kullanılmalı. Buralara sıkılan parfümler daha iyi yayılarak uzun süren kalıcılık sağlanıyor.
❎Doğru parfüm seçerken cilt tipinize dikkat edin Doğru parfüm seçerken dikkat edilmesi gereken bir diğer faktör de cilt tipi. Cilt tipi parfümün kalıcılığını etkiliyor. Cilt tipinizi belirledikten sonra işiniz daha kolay bir hale geliyor. Parfümü daha uzun süre saklayan yağlı cilt tipine sahip olanlar bu konuda oldukça şanslılar. Ancak kuru bir cilt yapısına sahip olanlar için durum birazcık farklı. Uzmanlar, kuru ciltte parfümün kalıcı olmadığını ifade ediyor. Bu yüzden kuru cilde sahip olanların parfümü biraz daha fazla sürmelerini öneriyor.
❎Her beğendiğiniz koku size yakışmaz Doğru parfüm seçimi yaparken en önemli kokuyu beğenmeniz değil bedeninizde nasıl koktuğudur. Modada olduğu gibi parfümde de en güzel parfüm kendine yakışanı bulmaktan geçiyor. Uzmanlar, beğendiğiniz bir parfümü denemeden karar vermemenizi öneriyor. Parfümler kokularını, cilt kokusuyla birleşerek gösterirler. Bu yüzden kendi teninizde denemeden parfüm seçmek kimi zaman hayal kırıklığı yaratabiliyor.
❎Üçten daha fazla koku denemeyin Kendi parfümünüze karar verirken öncelikle bileğinizi iç tarafına bir parça sıkın ve üstünden 10 dakika geçmesini bekleyin. Bu sürede alkol buharlaşır ve vücudun kimyasıyla uyumu tamamlanarak gerçek etkisi ortaya çıkıyor. Bu yöntemle en fazla 3 kokuya bakın. Daha fazlası koku duyunuzun geçici süreyle etkisizleşmesine sebep olur. Kokuları birbirine karıştırmak istemiyorsanız kokular arasında kahve koklayın. Kahve kokusu parfüm kokularını nötrleyerek koku alma duyularınızın açılmasına sağlar.
❎Parfümlerinizi KARANLIK VE SERİN YERDE saklayın Parfümlerin saklanma koşulları ömürlerini uzatıyor. Parfümleri karanlık, kapalı ve serin ortamlarda saklamak en iyisi yöntem. Kapağı kapalı olarak dolapta saklanan parfümlerin ömrü uzuyor.
❎Bileklerinizi ovuşturmayın Parfüm sıktıktan sokra bilekleri ovuşturmak, yapılan en büyük yanlışlardan biridir. Sürtmenin etkisiyle ısınan ten sonucu ortaya çıkan enzimler parfümün kokusunu değiştirir. Bu nedenle bileklerinizi ovuşturmamaya dikkat edin.
❎Küçük boy tercih edin Parfümler, uzun süre bekledikten sonra zararlı ve alerjik madde içeren bakteriler üretmeye başlar. Ayrıca dayanıklılığı da günden güne azalacak olan parfümlerin ömrünün 3 ay olduğu bilinmektedir. Bu durumda küçük şişeli parfümler tercih etmek en doğru seçenek olacaktır.
❎EDT Yerine EDP Tercih Edin Parfüm markalarının sonunda genelde EDP ya EDT şeklinde uzantılar bulunur. Birçok kullanıcı bunların tam olarak ne anlama geldiğini bilmeyebilir. EDP yani (Eau De Parfum) daha kalıcı etkisi bulunmaktadır. EDT (Eau De Toilette) diğerine göre kalıcılık süresi daha azdır. Bunun nedeni EDP’de parfüm esans oranı daha yüksek seviyededir. EDT’de %8 olan oran EDP’de %15-20 düzeyinde olabilmektedir. Bu nedenle dikkat etmeniz iyi olur.
✴️Parfüme Alerjinizi Var Mı? Nasıl Anlarsınız?✴️ Belirli bir parfüme alerjiniz olup olmadığını denemek için bir damlasını bileğinize sürün. Bir saat içinde şiddetli kaşıntı, kızarma ya da başka bir belirti olmazsa alerjiniz yok demektir.
❎Parfümü Saçlarınıza Sıkmayı Deneniz mi? Belki de birçoğunuzun ilk defa duyduğu bu uygulama profesyonel anlamda en fazla kalıcılığı sağlayacaktır. İsterseniz saçınıza isterseniz saçınızı taramak için kullandığınız fırça tarağa sıkarak saçınızı bu şekilde tarayabilirsiniz.
✳️PARFÜMLERDE Kİ ALKOL TARTIŞMASI✳️ Peygamber Efendimiz (asm) buyuruyor ki: "Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır." (Nesai, Eşribe, 25 ) Keza Peygamber Efendimiz (asm) buyuruyor: "Her sarhoş edici şey haramdır. Bir küp içildiği takdirde sarhoşluk veren bir şeyin tek avucu da, tek yudumu da haramdır." (1) Alkolün tabiatta var olduğu bilinen bir gerçektir. Yediğimiz kimi meyve ve yiyeceklerde bize zarar vermeyecek oranlarda etil alkol (ethanol) vardır. Nitekim Peygamber Efendimiz (asm): "Üzümden içki yapılır, hurmadan içki yapılır, baldan içki yapılır, buğdaydan içki yapılır, arpadan içki yapılır. Ben sizi bütün sarhoş edicilerden yasaklıyorum." [Ebû Dâvud, Eşribe 4, (3676); Tirmizî, Eşribe 8, (1873)] buyurmakla, bu meyve ve yiyeceklerde fıtrî olarak bulunan alkol oranlarına işaret ettikten sonra, bu alkol oranlarını özel işlemlerden geçirip mayalandırmak sûretiyle fazlalaştırarak sarhoş edici bir düzeye getirip bunu içmeyi yasakladığını bildiriyor. Dikkat edelim: haram kılınan, alkolü arttırılmış içecektir, sarhoşluk veren içkidir. Bu açıdan etil alkolün de çeşitleri vardır. Belli bir mayalama süresini aşmayan alkoller caizdir. Ancak mayalaşma oluşmuş alkoller caiz değildir. Örneğin kefir gibi helal bir yiyecek az bir süre bekletilirse caizdir. Ancak belli bir müddet mayalanması için beklenirse caiz olmaz. (1) bk. Buhârî, Eşribe 4, Vudû 71; Müslim, Eşribe 67-68, (2001); Muvatta, Eşribe 9, (2, 845); Ebû Dâvud, Eşribe 5, (3682, 3687); Tirmizî, Eşribe 2, 3, (1864, 1867); Nesâî, Eşribe 23, (8, (298)
✳️ERSAĞ PARFÜMLERİNDE TERCİH EDERKEN SİZE YOL GÖSTEREBİLECEK İPUÇLARI;✳️
"EDT Yerine EDP Tercih Edin Parfüm markalarının sonunda genelde EDP ya EDT şeklinde uzantılar bulunur. Birçok kullanıcı bunların tam olarak ne anlama geldiğini bilmeyebilir. EDP yani (Eau De Parfum) daha kalıcı etkisi bulunmaktadır. EDT (Eau De Toilette) diğerine göre kalıcılık süresi daha azdır. Bunun nedeni EDP’de parfüm esans oranı daha yüksek seviyededir. EDT’de %8 olan oran EDP’de %15-20 düzeyinde olabilmektedir. Bu nedenle dikkat etmeniz iyi olur." 🔴ERSAĞ PARFÜMLERİNDE EDP UZANTISI VARDIR
➡️ Aşağıdaki tespitler kişilerin tercihlerine ve beğenilerine göre bilgi olarak toparlanmıştır. Yüzde yüz böyledir diye düşünülmemesi gerekmektedir.
☑️TEN RENGİNE GÖRE;
💠KADINLARDA
🔵ESMER TENLİ GENÇLER; 🔸Esila 🔸Ahenk 🔸Frezya 🔵KUMRAL VE BEYAZ TENLİ GENÇLER 🔸Lilyum 🔸Esila ( 20 Yaş Altı tercih ediyor) 🔸Lavinya 🔸Krizantem 🔵ESMER TENLİ ORTA YAŞ VE ÜZERİ; 🔸Reyya 🔸Gardenya 🔸Krizantem 🔸Amira 🔵KUMRAL VE BEYAZ TENLİ ORTA YAŞ VE ÜZERİ; 🔸Lilyum 🔸Frezya 🔸Açelya
💠ERKEKLERDE
🔵ESMER TENLİ GENÇLER 🔸Poyraz 🔸Ayaz 🔸Rüzgar 🔵KUMRAL VE BEYAZ TENLİ GENÇLER 🔸Lodos 🔸BKR 🔸Rüzgar 🔵ESMER TENLİ ORTA YAŞ VE ÜZERİ 🔸Poyraz 🔸Kuzey 🔸Ayaz 🔸Bora 🔸Amir 🔸Okyanus ( 50 yaş üzeri) 🔵KUMRAL VE BEYAZ TENLİ ORTA YAŞ VE ÜZERİ 🔸Rüzgar 🔸Bkr 🔸Poyraz
☑️ERSAĞ PARFÜMLERİNDE KOKULARIN HAFİFLİK AĞIRLIK DEĞERLERİ;
💠KADINLAR;
🔻HAFİF -ORTA -AĞIR(FANTAZİ KOKULAR)
🔵HAFİF KOKULAR 1️⃣ (en hafif) Lilyum 2️⃣ Krizantem 3️⃣ Açelya 4️⃣ Lavinya 🔵ORTA 1️⃣Frezya 🔵AĞIR (FANTAZİ KOKULAR) 1️⃣ ( en ağır) Reyya 2️⃣ Gardenya 3️⃣ Esila 4️⃣ Amira 5️⃣ Ahenk ( Şekerimsi)
💠ERKEKLER;
🔻HAFİF- ORTA - AĞIR (FANTAZİ) KOKULAR
🔵HAFİF KOKULAR 1️⃣Lodos 🔵ORTA 1️⃣Rüzgar 2️⃣Poyraz 3️⃣BKR 4️⃣Bora 5️⃣Amir 🔵AĞIR (FANTAZİ) KOKULAR 1️⃣Kuzey 2️⃣Ayaz 3️⃣Okyanus
✳️PARFÜM NOTALARI NEDİR?✳️
Parfümde nota denildiği zaman kastedilen şey parfüm kokusunun açılma kademeleridir. Parfümün kullanıldığı andan itibaren, farklı zamanlarda farklı kokuların açığa çıkmasının sebebi bu notalardır.
Üst, orta ve baz. Üst notalar, parfüm uygulandığı an duyulan koku olup etkisi ancak birkaç dakika sürer. Orta noktalar, keskin üst noktalar yok olduğunda ortaya çıkar ve etkisi birkaç saat sürer. Baz notalar, kokuya zenginlik ve derinlik katmakta ve genellikle parfüm uygulandıktan en az yarım saat sonra, orta nota kaybolmaya yakınken duyulmaya başlar. Baz notların etkisi gün boyu sürer.
☑️ÜST NOTA☑️ Üst nota, parfümün sıkıldığı an duyulan ilk kokudur ve en uçucu esanslardan oluştuğu için etkisi ancak birkaç dakika sürer. Tüketicinin deneme aşamasında aldığı koku olması nedeniyle, parfüm pazarlaması ve satışı açısından en çok önem verilen, ancak kullanım sırasında en az etkisi olan kokulardır. Bu nedenle parfüm alırken hemen ilk başta duyulan kokuya göre yorum yapmamak gerekir. Üst notalara “tepe noktası” da denmektedir. Turunçgil ve zencefil kokuları keskin ve çabuk buharlaşmaları nedeniyle üst nota bileşenlerinde sıkça kullanılır. ☑️ORTA NOTA☑️ Orta nota, keskin üst notalar yok olduğunda ortaya çıkar ve etkisi birkaç saat sürer. Parfümün karakteri, onu farklı ve beğenilir kılan bölüm aslında bu katmanın içindedir. Orta notaya önemini belirtmek açısından “kalp notası” da denmekte olup, en belirgin halini kokunun cilde (tene) yerleşmesi ile belli eder. Eğer bir parfüm satın alacaksak biraz sabredip orta notadaki kokuların açığa çıkmasını beklemek daha doğru olacaktır. Genellikle parfümlerin orta notalarında daha geç havaya karışan, çiçeksi ve aromatik kokular bulunur. ☑️ALT NOTA☑️ Kokuya zenginlik ve derinlik katmakta ve genellikle parfüm uygulandıktan en az yarım saat sonra, orta nota kaybolmaya yakınken duyulmaya başlayan notadır. Alt notanın kokuları yoğunluk olarak daha baskındır. Bu kısım parfümün gerçek kişiliğinin, kalıcılığının ve başarısının ifadesidir. Alt notaların etkisi parfümün kalıcılığıyla orantılı olup, gün boyu sürebilir. Alt notaya “baz nota” veya “dip nota” da denilmektedir.
☑️ERSAĞ PARFÜMLERİNDE KARAKTER VE YAŞAM ŞEKLİNE GÖRE TERCİH İHTİMALLERİ☑️
🔸NOT; Aşağıdaki tespitler kişilerin tercihlerine ve beğenilerine göre bilgi olarak toparlanmıştır. Yüzde yüz böyledir diye düşünülmemesi gerekmektedir.
💠KADIN💠
🔷AÇELYA ; Her yaş grubunun, her ten renginin ALKOLSÜZ üretildiği için kullanabileceği şekilde içeriği ayarlanmıştır. Ana (Üst) Notalar; Portakal, Ahududu, Neroli(narenciye) Orta Notalar Yasemin, Portakal, Gardenya Son (Baz) Notalar; Bal Kokuları
🔷REYYA; Kendini kokusuyla hissettirmeye çalışan, süse meraklı, benim bildiğim doğru diyen, sonradan yakaladığı güzellikleri seven kadınların tercih ettiği koku olarak gözlemlendi Ana (Üst) Notaları; Gül, Japon Elma, Yeşil Yapraklar Orta Notaları Lotus, Siyah Orkide, Kırmızı Ağaçlar Son (Baz) Notaları; Siyah Menekşe ve Kehribar
🔷FREZYA; Kendine güvenen, başarılı işlere imza atmış, hırslı değil ancak çalışkan kadınların tercih ettiği koku olarak gõzlemlendi. Bu bölümde ki kadınlar İş kolik değildir. ) Ana (Üst) Notaları; Galbanum(taze,baharatlı ), Bergamut, Orta Notaları Gül, Portakal Çiçeği Son (Baz) Notaları; Amber (sıcak, tatlı ve dikkat çekicidir), Sandal Ağacı(odunsu)
🔷GARDENYA; Yönetmeyi seven, prensipli, yönetici, dominant kadınlar genelde tercih etmektedirler. Ana (Üst) Notaları; Bitki Buketi Orta Notaları Nane, Kakule(Egzotik, yakıcı ve kuvvetli baharat grubundan), Portakal Çiçeği Son (Baz) Notaları; Vanilya ve Tonka Fasulyesi(Parfüme oryantal bir hava verir.)
🔷LAVİNYA; Duygusal, romantik, hayatının her alanında baş rolde aşk olan kadınların tercih ettiği koku olduğu gözlenmiştir. Ana (Üst) Notaları; Yasemin, Havuç, Baharatlı Kişniş Otu Orta Notaları Kakule, Şeftali Son (Baz) Notaları; Odunsu-Misk(Yoğun, kuvvetli ve egzotik), Vanilya
🔷KRİZANTEM; Sakin kendi halinde, yaşadıklarını içinde saklayan, hayata dair yüksek beklentisi olmayan, akışında yaşayan, dertlerini içinde yaşayan kadınlar tercih etmektedir. Ana (Üst) Notaları; Mandalina Yaban Mersini Orta Notaları; Liça Son (Baz) Notaları; Misk, Vanilya, Amber
🔷LİLYUM; Kendinden emin olduğunu her haliyle belli eden, seyahat etmeyi, gezmeyi çok seven, sosyal ve son derece aktif kadınların tercih ettiği koku olarak değerlendirmeye alınmıştır. Ana (Üst) Notaları; Aromatik meyve kokuları Orta Notaları; Mandalina, Portakal, Pembe Greyfurt, Yasemin, Gül Son (Baz) Notaları; Sandal Ağacı, Sedir Ağacı, Misk
🔷AHENK; Uçuk kaçık, her ortama uyum sağlayan, eğlenmeyi, gezmeyi, seyahat etmeyi seven, insanlarla çabuk kaynaşan, anlaşan kadınların tercih ettiği koku olarak değerlendirildi. Ana (Üst) Notaları; Ahududu Orta Notaları; Şakayık çiçeği Son (Baz) Notaları; Misk ve odunsu koku
🔷ESİLA ; Kokuya aşık, güzel koksun iz bıraksın yeter diye düşünen, buram buram koksun diyen kadınların tercih ettiği bir koku olarak gõzlemlendi. Ana (Üst) Notaları; Taze Vanilya, Yeşil Mandalina Orta Notaları; Su Yasemini, Zambak Son (Baz) Notaları; Sandal Ağacı, Kaşmir, Ambergris (Koku profili hafif tuzlu, sıcak bir ten-vücut kokusu gibidir.)
🔷AMİRA; Davete giderken, özel bir yere giderken, bir toplantıya, bir seminere giderken tercih edilen bir koku olabilir. Ana (Üst) Notaları; Siyah frenküzümü, Portakal ve Pembe Greyfurt Orta Notaları; Taze Kavun ve Kayısı Çiçeği, Son (Baz) Notaları; Sandal Ağacı ve Beyaz misk
💠ERKEK💠
🔶BORA; Her yaş grubunun, her ten renginin ALKOLSÜZ üretildiği için kullanabileceği şekilde içeriği ayarlanmıştır. Ana (Üst) Notaları; Sedir, Misk, Amber Orta Notaları; Zencefil Son (Baz) Notaları; Portakal, Mandalina, Greyfurt, Bergamot
🔶POYRAZ; Öğrenci, öğretmen, iş yoğunluğu, koşturusu yoğun bakımlı bayların tercih ettiği koku olarak gõzlemlendi. Kendinden emin iş hayatında çok büyük işler yapan değil de yine de kendi halinde başarılı olan bayların kokusu diyebiliriz. Ana (Üst) Notaları; Limon, Portakal, Mandalina Orta Notaları; Deniz Kokusu, Gül, Menekşe, Muhabbet Çiçeği Son (Baz) Notaları; Sedir Ağacı, Yosun
🔶RÜZGAR; Erkeksi erkeksi kokmak isteyen, masaya yumruğunu vurup olaylarda hakimiyet kurmak isteyen, ben buradayım mesajını vermek isteyen bayların tercih ettiği koku olarak gõzlemlendi. Ana (Üst) Notaları; Yeşil Elma, Lavanta, Greyfurt Orta Notaları; Karanfil, Adaçayı, Itır Yaprakları Son (Baz) Notaları; Çam Yaprakları, Yosun
🔶LODOS; Naif, yumuşak başlı, halim selim, iyi huylu diye tanımlanan bayların tercih ettiği koku oldu. Ana (Üst) Notaları; Zencefil, Biber Orta Notaları; Siyah Fesleğen, Adaçayı, Sedir Son (Baz) Notaları; Kehribar, Paçuli, Brezilya Sekoya, Süet ➰Paçuli // Yeşil ve odunsu temada sınıflandırılan paçuli bitkisi kalıcı esansıyla dingin ve etkili bir koku isteyenlerin de seçimi oluyor. ➰Kehriba/ Ağaçların kendilerini korumak amacıyla salgıladıkları reçine bir zaman sonra katılaşır ve fosilleşir. Bal rengi ile kızıl renk arasında farklılık gösterir. Fosil taş olarak hafifçe ısıtıldığında, hoş bir koku duyabilirsiniz. Ancak tıpkı kendi kendini saklayan çam reçinesi gibi, Ambere hapsolan kokuyu ortaya çıkaran da yine parfümörler oluyor. Amber özlü parfümlerin çoğu özellikle sonbahar ve kış ayları için harika kokular. Amber ülkemizde anlam karmaşası olan bir nota. Bunuda hemen kısaca açıklamaya çalışıp aklınızda bir yer edinmesini sağlamak istiyorum. Amber diye telaffuz ettiğimiz yukarıda açıklaması yapılan kehribardır. ➰Sekoya // Sekoya Kaliforniya’da yetişen, yüksek boylu ve çok uzun ömür­lü, kozalaklı ağaç.
🔶KUZEY; Görmüş geçirmiş, hayatın çemberinden geçtim ve duruldum diyen, sakin bir hayat yaşamak isteyen bayların tercih ettiği koku oldu. Ana (Üst) Notaları; Liçi (Tropikal bir meyvedir. Türkiye’de Mersin civarında da yetiştirilmektedir. Liçi ağacı 15-20 metre boyuna ulaşabilen meyvesi 3-4 cm uzunluğunu bulan bir ağaçtır. Dış görünümü çileğe benzemek ile beraber, daha sert ve beyaz bir iç görünümü bulunmaktadır.), Frezya Orta Notaları; Manolya, Zencefil Son (Baz) Notaları; Amber
🔶OKYANUS; Belli bir hayat tecrübesini aşmış, belli yollardan geçmiş, bir sürü şeyi geride bırakmış bayların tercih ettiği koku olarak gõzlemlendi. Ana (Üst) Notaları; Ylang Ylang (Özellikle çiçekli ve oryantal kokularla birlikte kullanılır. Baş döndürücü, tatlı kokusuyla parfüm üretiminde sıklıkla karşılaşılan bir bileşendir.), Yer Mantarı, Bergamot, Frenk Üzümü Orta Notaları; Orkide, Meyveli Notalar Son (Baz) Notaları; Koyu Çikolata, Tütsü, Sandal Ağacı
🔶AYAZ; İş kolik, iş adamı profilinde, takım elbiseli o toplantı senin bu toplantı benim havasında stabil yaşayan bayların tercih ettiği koku oldu. Ana (Üst) Notaları; Yakut, Mandalina, Greyfurt, Nane Orta Notaları; Gül, Tarçın Baharat Kokuları Son (Baz) Notaları; Kehribar
🔶BKR; Bakımlı, kendine özen gösteren, titiz, seçici, başarılı, hayatı seven, hayat ile birlikte işini de seven bayların tercih ettiği bir koku olarak gõzlemlendi. Ana (Üst) Notaları; Greyfurt, Okyanus notaları Orta Notaları; Defne Yaprağı, Yasemin Son (Baz) Notaları; Gri Amber, Meşe Yosunu, Vanilya
🔶AMİR; Seyahat etmeyi seven, hareketli ve aynı zamanda iş yoğunluğu fazla, ancak yoğunluğuna rağmen gezmeye zaman ayıran bayların tercih ettiği koku oldu. Ana (Üst) Notaları; Baharatlı Aromatik kokular Orta Notaları; Taze Kavun, Ananas Son (Baz) Notaları; Vanilya, Amber
Bir Konuya dair tekrar hatırlatalım, bu tespitler bu güne kadar tercih eden ve evet bu benim kokum diyen insanların ten renkleri, yaşları, ve hayat görüşlerinde ki farklılıklarında ki grafikle oluşturuldu. Konuyu hazırlarken tecrübeleri ile yardım eden Sevgili Cemile Çoğal'a teşekkür ediyorum.
📝Araştıran Hazırlayan Yazan Özlem Ayral Ersağ Parfümleri Deneyim Uzmanı Cemile Çoğal
submitted by ersagburada to organikurunalisverisi [link] [comments]


Peygamberimiz Yasaklamıştı.. Çoğu Kadın Halen Bu Hatayı ... Kuzey Yıldızı İlk Aşk  Kız İsteme Hazırlıkları - YouTube Aşık Kadının Gördüğü vs Gerçekte Olan - YouTube BİR ERKEĞİN AŞIK OLDUĞUNU GÖSTEREN DÖRT DAVRANIŞ NEDİR ... DİZİLERDE KADINLARIN KOMİK DOĞUM MACERALARI! TOP 10 Dizi ... Cinsel İlişkiye Girdikleri Görüntüler Sansürsüz Yayınlandı ... İLK İLİŞKİ, CİNSEL HAZ, KORUNMA YÖNTEMLERİ  RAYKA KUMRU ... 12 Maddede İLKOKULDA AŞIK OLMAK Nedir? - YouTube 4N1K Yeni Başlangıçlar - YouTube

Erkekler Kadınların İlk Aşkı, Kadınlar İse Erkeklerin Son ...

  1. Peygamberimiz Yasaklamıştı.. Çoğu Kadın Halen Bu Hatayı ...
  2. Kuzey Yıldızı İlk Aşk Kız İsteme Hazırlıkları - YouTube
  3. Aşık Kadının Gördüğü vs Gerçekte Olan - YouTube
  4. BİR ERKEĞİN AŞIK OLDUĞUNU GÖSTEREN DÖRT DAVRANIŞ NEDİR ...
  5. DİZİLERDE KADINLARIN KOMİK DOĞUM MACERALARI! TOP 10 Dizi ...
  6. Cinsel İlişkiye Girdikleri Görüntüler Sansürsüz Yayınlandı ...
  7. İLK İLİŞKİ, CİNSEL HAZ, KORUNMA YÖNTEMLERİ RAYKA KUMRU ...
  8. 12 Maddede İLKOKULDA AŞIK OLMAK Nedir? - YouTube
  9. 4N1K Yeni Başlangıçlar - YouTube
  10. 4N1K İlk Aşk 1. Bölüm - YouTube

Bu Hayat Okulu videosunda ilkokulda aşık olanların yaşadığı 12 klasik durum var. Sevgisini şiddet ile göstermek, harçlıkları biriktirip aşık olunan kişiye he... Cinsel İlişkiye Girdikleri Görüntüler Sansürsüz Yayınlandı! Haber Detay: http://www.724haberal.com/haber/1533/cinsel-iliskiye-girdikleri-goruntuler-sansursuz... Bu dizi ve çok daha fazlası puhutv'de → https://puhutv.com/kuzey-yildizi-ilk-ask-detay?utm_medium=referral&utm_source=youtube&utm_campaign=kuzey_yildizi_ilk_... 4N1K First Love Episode 1 (Full Episode) (English Subtitles) Yaprak has built a colorful world of four men who are far away from the girls’ world since child... Aşık gözler başka bakıyor tabii 😂 Yoksa sen hala Onedio YouTube kanalına abone olmadın mı? http://bit.ly/OnedioYouTube Hatta YouTube kanalımıza abone ... Kadın erkek ilişki analizlerinde Yazar Adil Yıldırım erkekler dünyasından tüyolar veriyor... Erkekleri anlamak isteyen kadınlara erkek ruhunun kapılarını ara... Peygamberimiz Yasaklamıştı.. Çoğu Kadın Halen Bu Hatayı Yapıyor.. İzlediğiniz için teşekkürler , abone olmayı unutmayınız... İyi Fikir olarak size YouTub... Top 10 dizi sahneleri. Bu videoda Rayka Kumru ile ilk cinsel ilişki, kadınlarda cinsel haz, korunma yöntemleri gibi konularda gelen sorularınızı cevapladık, umarım beğenirsiniz! Bu... 4N1K Yeni Başlangıçlar - 4N1K İlk Aşk Aşktan, okuldan, ailelerinden yana tam manasıyla bela mıknatısı olan; her zorluğu birbirlerine tutunarak aşan bu beş ge...